Munzur’un Diyarı: Tunceli - Sivas Olay Haber - Sivas Haber | Sivas Haberleri
SON DAKİKA

Munzur’un Diyarı: Tunceli

Bu haber 02 Mayıs 2022 - 7:14 'de eklendi ve 92 views kez görüntülendi.

“Dersim dört dağ içinde / Hak Dersim’i saklasın / Bir yarim var içinde” sözleriyle başlayan
türküden de anlaşılacağı üzere, dört yanı dağlarla kaplı Tunceli, çoğumuzun haritadaki yerini
dahi gösteremeyeceği kadar gözlerden ve gönüllerden ırak olsa da; tahmin edemeyeceğiniz
kadar güzelliklerle ve gizemlerle dolu bir şehir.

Neredeyse her kilometrekaresine, üzerine yüzlerce mendil ya da kurdele bağlanmış bir kutsal
ağacın düştüğü; yüzyıllarca kendi içine kapalı müstesna bir yerleşim olarak kalmış bu küçücük
şehre ilişkin beni en çok etkileyen şey; en başta insan olmak üzere, ağacın, kurdun, kuşun,
kısacası doğanın her unsurunun önemsendiği inanç yapısı ve bunun üzerine inşa edilmiş sayısız
efsane ve anlatılar oldu. Gelin biz bugün bunlardan, şehirdeki iki büyük dağa adını da vermiş
olan, en meşhur iki tanesini dinleyelim:

Bölgenin hatırı sayılır insanlarından Derviş Mahmud Hayrani, hayvanları otlatmakla
görevlendirdiği oğlu Şah Haydar’ın, zemheri ayında bile keçileri nasıl besili tuttuğunu merak
ederek Zargovit tepesine gider. Rivayete göre; burada, oğlu Haydar’ın elindeki çubuğu
dokundurduğu meşe ağaçlarının filizlendiğine ve keçilerin de bu filizleri yediğine tanık olur.
Mahmud Hayrani oğluna görünmeden sessizce gitmek istediği sırada, keçilerden biri birkaç kez
hapşırır. Şah Haydar da “Ne oldu? Yoksa babam Derviş Mahmud’u mu gördün?” diye sorar. O
sırada babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini fark eder. Babasının, ondan ismi ile
bahsettiğini duymasından ve aynı zamanda mucizesine de şahit olmasından mahcup olan
Haydar, koşarak oradan kaçar. Efsaneye göre, bulunduğu yere yaklaşık 5 km mesafede bulunan
yüksek dağın tepesine üç adımda ulaşan Şah Haydar, babasından utandığı için geri
dönemeyerek dağda yaşamaya başlar. Oğlunu merak eden Derviş Mahmud’un talipleri dağa
giderek Haydar’ı görürler ve babasına onun iyi olduğu yönünde haberler getirirler. Şah
Haydar’dan bahsederken kullandıkları “işi düzgündür” sözü dilden dile dolaşarak zamanla
kendisine Düzgün Baba denilmesine neden olur. Onun mekanı olan 2500 metre yükseklikteki
dağ da artık Düzgün Baba Dağı olarak anılır olur. Bu dağda bulunan ve ayak (hedik denilen kar
ayakkabısının) izine benzetilen 3 çukurun da Haydar’ın, dağa ilk kaçtığı gün bırakmış olduğu
izler olduğuna inanılır. Bugün hala çok sayıda insan tarafından ziyaret edilen dağda, adaklar
adanır ve kurbanlar kesilir. Sözleri Zazaca olan ve Türkçe’ye şu şekilde çevrilebilen Düzgün
Baba türküsü de bir fısıltı gibi kulaklarınızda uğuldar bu dağda:
Kışlanın karşısına mekan kurmuş/ Neden öyle üzgün duruyor/ Adı Düzgün, Düzgün Baba/
Jâle’ye yalvarıyorum / Jâle diyor; bize dosttur her güzel ziyaretçi/ Efkarlanma, şimdi yoldadır/
Adı Düzgün, Düzgün Baba. (Not: Jale, çiy damlası anlamına geliyor)

Dersim yöresinin en popüler efsane kahramanı ise şüphesiz ki Munzur Baba’dır. Görkemli
Munzur Dağlarına ve bugün Milli Park olarak koruma altında bulunan müthiş güzellikteki
Munzur Vadisine can veren masmavi çaya da ismini vermiş olan Munzur Baba, her yıl binlerce
kişinin ziyaret ettiği Munzur Çayı gözelerinin başında, yeniden ve yeniden anlatılmaya devam
ediyor. Bilmeyenler için biz de burada kısaca anlatalım: Yörede “Dede” ya da “Pir” olarak
anılan ve kutsal soydan geldiğine inanılan kişilerden birinin ölmüş olan kızı, rüyasında
kendisine görünerek, “Baba, benim mezarımı aç. Bende bir emanet var; onu al” der. Mezar
açıldığında, tabutun içinde şahadet parmağını emen bir çocuk olduğu görülür ve dede çocuğu
alır. Pir, yeniden rüya görür ve kızı çocuğun isminin “Munzur” olmasını ister. Munzur, 7 yaşına
geldiğinde, Tunceli’nin Ovacık ilçesinin bir köyünde yaşayan bir ağanın yanında çobanlık
yapmaya başlar. Gel zaman git zaman Ağa birgün hacca gider ve orada canı, karısının yaptığı
helvadan çeker. Bunu hisseden Munzur, Hanımın yanına giderek; “Ağamın canı helva çeker;
pişiriversen de götürsem” der. Kadın ona inanmamış olsa da, “Garibim, canı helva çekti
besbelli; yapıvereyim” der. Helvayı pişirerek Munzur’a verir. Az sonra Munzur, Ağasının
yanında elinde sıcak helva ile beliriverir. Ağası bunun nasıl olduğunu sormaya fırsat bulamadan
da Munzur kaybolur. Hacdan dönen Ağa, köyün girişinde büyük bir kalabalık tarafından
karşılanır; eli öpülmek istenir. Ağa, “Esas eli öpülecek kişi Munzur’dur” diyerek mucizeyi
oradakilere anlatır. O sırada omzunun iki yanından sarkan iki kovada süt taşıyan Munzur,
köylünün kendisine doğru koşmakta olduğunu görünce paniğe kapılarak dağa doğru koşar ve
bir daha da kendisinden haber alınamaz. Munzur koştukça, taşıdığı sütten bir parça yere
dökülmektedir. İşte sütlerin döküldüğü bu 40 yerden de bembeyaz köpüklerle sular fışkırır. Yaz
sıcağında bile, ayağınızı bir dakika dahi içinde tutamayacağınız kadar soğuk suların çıktığı bu
gözeler, her yıl binlerce insan tarafından ziyaret edilmekte, burada adaklar adanmakta ve
kayalara mumlar dikilmektedir. Yaz aylarında Munzur gözelerini adeta bir şenlik yerine
dönüştüren ziyaretçiler, bir yandan dualar ederken, diğer yandan da türküler ve halaylar
eşliğinde piknik yapmayı da ihmal etmezler. Basit bir çoban olan Munzur bile Tanrı’nın bunca
sevgisine mazhar olabiliyorken, varlık ya da yokluğu kendilerine dert edinmenin
gereksizliğinin farkında olan ve felsefelerini insan sevgisi üzerine kuran bu neşeli yörenin
insanları ile vakit geçirmek için Munzur gözelerinden daha iyi bir yer olamaz! Orada kimse
“yabancı” değildir. Hangi sofraya otursanız hiç soru sormadan en güzel yiyecekler önünüze
konur; hangi halaya girseniz bir tebessüm ile kabul edilirsiniz tutuşan ellerin arasına. İnsan
olmanın, birlikte olmanın yepyeni ve dünyanın çok az yerinde örneği görülebilecek halini
tecrübe edebileceğiniz bu kenti, ömrünüzde en az bir kere ziyaret etmelisiniz bana sorarsanız.
Eh, hazır bayram tatili de var ne de olsa! Mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle…

Dr. Özlem Güneş Erdoğu[email protected]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.