reklam
reklam
DOLAR 44,7182 % 0.04
EURO 52,7075 % 0.12
STERLIN 60,5453 % 0.13
FRANG 57,1187 % 0.13
ALTIN 6.857,82 % 0,65
BITCOIN 74.422,92 4.853

Sükûtun Prangasında Bir Ömür

Yayınlanma Tarihi :
Sükûtun Prangasında Bir Ömür

Bazı cevapsız sorular vardır ki, bir ömür insanı sukutun prangasına mahkûm eder. O sual, dudaklardan dökülen basit bir merakın mahsulü değildir. Ruhun derinliklerinde yankılanan bir feryadın, bir istikbal-i meçhul sancısının ifadesidir. Birbirini tanıyan, aynı ekmeği bölüşen, aynı hüzün ikliminde ıslanan insanların arasına giren o devasa sükût, bazen en ağır kelamdan daha yıkıcıdır. İnsan neden bekler? Neden bir cümlenin şifasına muhtaç halde, ömrünü bir bekleyişin dar ağacına asar?

Zaman, kimileri için akan bir nehirdir; oysa bekleyen için zaman, durmuş bir saatin akrebiyle yelkovanı arasına sıkışmış bir azaptır. O insan ki, yüreğinde onlarca cevapsız soruyu birer meyyit gibi defnetmiş, lakin o meyyitlerin her gece rüyalarında dirilişine şahit olmuştur. İçindeki o dağlarca varsayım, bir girdap misali ruhunu yutar. Acaba? ile başlayan her cümle, zihnin dehlizlerinde bir yankı bulur ve o yankı, zamanla bir uğultuya dönüşür. Bir açıklama duymak, sadece bir merakın tatmini değil, darmadağın olmuş bir hakikatin yeniden inşasıdır.

Günün aydınlığında, güneş her sabah taze bir ümitle doğarken, bekleyen kişi için o güneş sadece karanlığı daha görünür kılar. Ufka bakarken daldığı o derin hayallerde, aslında karşı kıyıyı değil, karşı tarafın suskunluğunu seyreder. Yıldızlarla konuşur; çünkü insanlar susmuştur. Türkülerin o yakıcı efkârına sığınır; zira türküler, onun dile getiremediği o mahzun duyguların tercümanıdır. Bir hayal kırıklığı içinde, her kapı çalışında, her telefon zili sesinde Acaba o konuşma bugün mü? diye çarpan bir kalbin yorgunluğunu hangi lügat tarif edebilir?

Bu bekleyiş, bir sabır imtihanı olmaktan çıkmış, bir maraz haline gelmiştir. Şairlerinin dediği gibi, bir derunî sızıdır bu. İnsan, karşısındakini bildiği için bekler. Paylaşılan o kadar çok an vardır ki, o anların hatırına bir çift sözün borç olduğuna inanır. Biz kimiz? sorusuna verilecek o tek cevap için ömründen yıllar feda eder. Lakin o beklenen kelam geciktikçe, bekleyenin içindeki o kasırga her şeyi savurur. İnanç örselenir, güven zedelenir ve nihayetinde bekleyişin kendisi, beklenen şeyden daha mühim bir hâle gelir.

Aslında beklenen, sadece bir açıklama değildir; beklenen, bir itibardır. Sana ve paylaştıklarımıza değer verdiğim için buradayım ve anlatıyorum, denilmesidir. Suskunluk ise, en büyük tazyikli cefadır. Bir insanı belirsizliğin kucağına itip orada unutmak, ona ölümlerden ölüm beğenmektir. Kaç yıl bekler insan? Bir yıl mı, on yıl mı, yoksa bir ömür mü? Zamanın bir hükmü kalmamıştır artık. Mekânlar değişir, mevsimler devrilir ama o içteki ukde asla eskimez.

Hazin olan şudur ki; o konuşma bir gün gelse bile, aradan geçen yılların bıraktığı tahribat kolay kolay onarılmaz. Bekleyişin girdabında boğulan ruh, o açıklamayı duyduğunda artık onu koyacak bir yer bulamaz. Çünkü o soruların cevapları, o soruları soran eski ben içindir. Oysa zaman, bekleyeni bambaşka birine dönüştürmüştür. Lâl olan diller çözüldüğünde, çoğu zaman iş işten geçmiş, o muazzam paylaşım bir yitik zamanlar masalına dönüşmüştür.

Yine de bekler insan… Sahillerde ufku seyrederken, kalbindeki o dinmeyen fırtınayı teskin etmek için bekler. Belki bir gün, bir günahın itirafı gibi, bir borcun edası gibi dökülür kelimeler diye ümit eder. Çünkü insan, umut etmekten vazgeçtiği an gerçekten ölür. O konuşmayı beklemek, aslında hayata tutunmanın, hâlâ bir anlamımız var demenin sessiz çığlığıdır. Zihinlerde kurulan hayaller, teselli vakarıyla süslenen kadim sitemler hep aynı yere çıkar: Konuş ki, içimdeki bu kıyamet dinsin.

Ne garip bir tecellidir bu; bir kelime için bin gece feda edilir.

Ve ne hazindir ki, bazen en büyük cevap, o bitmek bilmeyen, o insanı eriten sağırlıktır.

Yine de sormalı: Bir kalbi bu denli muallakta bırakmaya, bir ömrü bu denli heba etmeye değer miydi o sükût?

YORUM YAP