reklam
reklam
DOLAR 47,5574 % 0.18
EURO 54,8602 % 0.06
STERLIN 64,2310 % 0.41
FRANG 58,9165 % -0.11
ALTIN 6.175,37 % -1,31
BITCOIN 62.600,00 -0.713

Görünmek ve Olmak Arasında

Yayınlanma Tarihi :
Görünmek ve Olmak Arasında

Bazı insanlar vardır; ömrünü kendi gerçeğini kabullenmek yerine, başkalarının gözündeki suretini güzelleştirmeye çalışmakla geçirir. Makamın, servetin ve itibarın gölgesinde şekillenen bu hayatlarda asalet, gönülde var olan bir zarafet olmaktan çıkar; başkalarının hayranlığını kazanmak için kuşanılan gösterişli bir kabuğa dönüşür. Giydiği elbiseden oturduğu sofraya, kurduğu dostluklardan gezdiği sokaklara kadar her şey, kendi eksiğini örtmeye çalışan birer sahne dekoruna dönüşür. Oysa hakiki asalet, neye sahip olduğunu ilan etmekte değil; kendini kimseye anlatmak zorunda kalmayacak kadar kendi içinde tamamlanmış olmanın özgüvenli olgunluğundadır.

Sadi-i Şirazî’nin çağlar ötesinden süzülüp gelen hikmetli kelamı, insanın varlık sahnesindeki trajedisine çekilmiş keskin bir kılıç gibidir: “Asaleti kendinden olanın gösterişe ihtiyacı yoktur. Bahçıvanın, başına gül taktığı görülmemiştir.” Bu cümlede ifadesini bulan tespit, ahlaki bir tavsiye olduğu kadar çağın ruhunu kemiren hastalıklı illüzyona, yani görünme arzusuyla var olma hakikati arasındaki vahim uçuruma işarettir.

Bugün insanlık, var olmayı “görünmek” sanan trajik bir aldanışın pençesinde kıvranıyor ne yazık ki… Yaşadığı her anı fotoğraf kareleriyle sürekli paylaşması ve her paylaşımı için beğeni tıkları alması, varlığının yücelmesini alkışlayan gurur abideleri olarak kabul ediliyor… Öyle ki kendi iç derinliğini yitirmiş, ruhunu dış dünyanın yüzeysel akışına teslim etmiş modern insan; bir vitrin medeniyetinin, bir kabuk uygarlığının figüranına dönüşmüş halde adeta. Oysa hakiki asalet, dışarıdan giydirilen bir elbise, gelip geçici bir unvan yahut yaldızlı bir etiketten ibaret değildir. O, insanın özünden fışkıran, kendi cevherinde kök salan ve sükûnetle sarmalanmış bir varoluş hâlidir. Varlık; teşhir edildikçe azalan, gürültüye boğuldukça sığlaşan nazenin bir hakikattir.

Şirazî’nin bahçıvan metaforu, bu derin şuuru en açık ve anlaşılır şekilde gözler önüne serer… Bahçıvan gülü bilir; onun kokusuna, rengine, hamurundaki toprağa ve suya aşinadır. Gül zaten bahçıvanın emeği, çilesi, şahididir, var oluşunun emektarıdır. Onu kendi başına takmak; gülü bir ziynet, bir gösteriş nesnesine dönüştürmek, asil bağından uzaklaşmaktır. Gül, toprağında asildir; bahçıvan ise o asaletle hemhâl olmanın vukufiyeti içindedir, onu kendi başı üstünde sergileyerek kendisine değer kazandırma telaşında olmaz hiçbir zaman…

Geleneksel hayat anlayışımızın ve kültürümüzün ana unsuruna göre, teşhir tutkusu bir şuur tutulması değil midir? Kendine yabancılaşan, kendi muhtevasını dolduramayan idrak; boşluğunu gürültüyle, süsle ve gösterişle kapatmaya çalışır. Zira maşeri vicdandan ve kendi iç muhasebesinden kaçan insan, sığınacağı tek liman olarak başkalarının hayranlık dolu bakışlarını görür. Oysa bu, kazanılmış seçkin bir imtiyaz olamaz. Aksine, bir iç katılaşması, bir idrak felcidir aslında… Hakiki irfan sahibi, olmayan süslerle kendini teşhir etmekten kaçınır, bakışların kendi hakikatine çevrilmesine çaba sarf eder. Onun böylesine bir tavır alışı normal hâlidir zaten ve başkasının teveccühüne ve onayına muhtaç olmayan bir öz güven zenginliğin tecellisidir.

Gösteriş, benlik dediğimiz enaniyetin en sinsi göstergesidir. Kendi öz kaynağına inmeyen, ıstırapla pişmeyen, çile süzgecinden geçmeyen her türlü hareket; ne kadar şaşaalı olursa olsun, kof bir abartıdan öteye geçemez. Asalet, insanın kendi ruhsal mimarisini inşa ederken yaşayarak vücuda getirdiği adanmışlık hâlidir. Büyük sanatçılar, büyük düşünürler; eserlerini veya hâllerini bir paçavra gibi pazar yerinde sergilemezler. Onlar, tıpkı gül yetiştiren bahçıvan gibi, bahçenin güzelliğini bilir ve o güzelliğin karşısında edeple tevazu gösterirler.

Modern dünyanın görsel kirliliği ve gürültü çağı, insanlığı bu edepten uzaklaştırmaya devam etmektedir ne yazık ki… Herkesin başındaki gül ile caka sattığı, ama kimsenin toprağı işlemediği bir çölleşme dönemini yaşamaktayız. Ancak unutmamak gerekir ki; hakikat yaldız istemez, güneşin kendi ışığını ispat etmek ve delillendirmek için bir fenere ihtiyacı ne kadar abes ise asaletini davranışına yansıtan insanın da gösteriş için şekilden şekile girmeye ve sürekli kendini ifşa eden paylaşımlara ihtiyacı yoktur.

Asalet, özden gelen bir ışıktır; o ışık bir kez yakıldı mı, sükût bile en gür sesli nutuktan daha belagatli hâle gelir; görünür, tanınır ve saygı duyulur…

YORUM YAP