
Futbol gündeminin böylesine yoğun ve çalkantılı olduğu şu dönemde nereden, nasıl başlanır gerçekten bilmiyorum ama ne olursa olsun Sivasspor’u da unutmamak lazım. Türk futbolunun tepeden tırnağa bahis, evrakta sahtecilik ve mobbing iddialarıyla çalkalandığı, TFF’yi, MHK’yi ve kulüp yönetimlerini meşgul eden bu süreçte Sivassporlu bazı eski yöneticilerin de isimlerinin geçmesi artık neredeyse normal bir futbol gündemi gibi görülmeye başlandı. Oysa normal değil. İsmet hocanın hafta içindeki açıklamalarını dinlediğimde, biraz da camianın tansiyonunu düşürmeye yönelik bir hava hissettim. Oyuncuların yaklaşık 7 aydır maaş ve hak edişlerini alamadığını söyleyen İsmet Taşdemir, bunun takımın performansını ciddi şekilde etkilediğini ifade ediyor. Hoca bu konuda elbette haklı. Bir futbolcunun emeğinin karşılığını alamaması, ister istemez soyunma odasından antrenmana, oradan da maçın 90 dakikasına kadar yansıyabilir. Ancak Sivasspor’un sahadaki görüntüsünü sadece maaş problemine bağlamak da bana göre eksik kalıyor. Ortada ciddi bir mental çöküntü, fiziksel düşüş ve oyun kalitesinde belirgin bir gerileme var. Bir futbolcu maaşını alamadığı için motivasyonunu, mücadele gücünü kaybedebilir ama hiç kimse maaşını alamadı diye futbolculuk meziyetlerini bir anda kaybetmez. Sivasspor’da ise maalesef mesele yalnızca motivasyon eksikliği gibi görünmüyor; sahada tempo, mücadele, oyun disiplini ve kalite anlamında da ciddi problemler var. Şimdilik Sivasspor adına söylenecek çok fazla şey yok. Takım bir şekilde bu sezonu tamamlayacak. Bizim taraftar olarak yapabileceğimiz en önemli şey ise beklentiyi biraz kenara bırakıp takımın yanında durmak. Maçlara gitmek, tribünde sesimizi çıkarmak, futbolcuya ve teknik heyete yalnız olmadıklarını hissettirmek… Bazen futbolun içerisinde bundan daha büyük bir destek de yoktur. Çünkü kötü günde tribünde olmak, iyi günde alkışlamaktan daha değerlidir. Gelelim futbolun yönetildiği kademelere… Bence Türk futbolunun temel problemlerinden biri de burada başlıyor. Futbolu yöneten yapıların içerisinde sahadan gelmiş, futbolun dilini bilen, soyunma odasını tanıyan, profesyonel futbolun ne demek olduğunu bilen insanların daha fazla söz sahibi olması gerekiyor. Diğer spor branşlarına baktığımızda, çoğu zaman sahadan gelen eski sporcuların ve o branşın dinamiklerini bilen insanların yönetimde daha fazla ağırlık taşıdığını görüyoruz. Futbolda ise yıllardır bunun tam tersine şahit oluyoruz. Futbolla doğrudan ilgisi olmayan insanların yöneticilik, popülerlik ya da farklı hesaplarla bu yapının içerisinde yer bulduğu bir sistem oluştu. Bugün yaşananlara bakınca da şaşırmamak gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca birkaç isim, birkaç kulüp ya da birkaç dosyadan ibaret değil; sorun daha büyük, sistemin kendisiyle ilgili. Bana göre Türk futbolunda artık tepeden tırnağa bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. TFF’den MHK’ye, kulüp yönetimlerinden futbolun diğer karar mekanizmalarına kadar herkesin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Kim futbolu gerçekten biliyor, kim sahadan geliyor, kim bu oyunun içerisinde yıllarını geçirmiş; bunlara bakmak lazım. Bunu yapabilir miyiz, bir yerlerde takılır mıyız, önümüze taş, top, tüfek koyarlar mı bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Çare, futbolu futbolun içinden gelen insanlara emanet etmekten geçiyor. Futbolu sahada oynamış, soyunma odasının havasını solumuş, teknik direktörün ne istediğini, futbolcunun ne yaşadığını ve tribünün ne beklediğini bilen insanlara… Belki de Türk futbolunun en çok ihtiyacı olan şey, yeniden futbolun kendisine dönmek.




