
Uluslararası ilişkilerde sadakat yoktur. Etik ve ahlaki kurallar aranmaz. Yapılan anlaşmalar, atılan adımlar, söylenen sözler aslınla rakiplere karşı planlanmış oyunlardır. Bu arena satranç tartası gibidir. Söylemler her ne kadar “barış, dostluk adalet ve daha güzel bir dünya” gibi ifadeler içerse de asıl olan gerçek sadece çıkardır. Ülkeler tüm adımlarını kendi çıkarları doğrultusunda atarlar, buna göre oyunlar kurar ve hamle yaparlar. Bu oyunlar bazen o kadar ileri gider ki ülkelerin yönetim kademelerine yerleştirilen ajanlar, farklı ülkelere hizmet ederek bilinçli hatalar dahi yaptırır. Ekonomik tetikçiler ile ülkeler ekonomik darboğaza itilerek uluslararası arenada elleri zayıflatır. Ülkeleri zora sokmak için içerideki fikir ayrılıkları dışarıdan körüklerin, ayrılıkçı gruplar idareye karşı desteklenir.
Bu nedenlere uluslararası ilişkiler sürekli değişkenlik gösterir. Bugün dost göründüğünle yarın düşman olabilirsin. Dost sandığının ihanetiyse sarsılabilirsin. Karşılıklı güvensizlik üzerine kurulu bu sistemde oldukça kurnaz olmak zorundasınızdır, çünkü yanılmanız, hata yapmanız telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğurabilir. Dünya coğrafyası üzerinde tarihten silinen devlet ve milletlerin serüvenleri incelendiğinde hep alınan yanlış kararlar karşımıza çıkar.
Birinci dünya savaşında alınan yanlış kararlar Devlet-i Aliye’nin yıkılışıyla neticelendi. İkinci dünya savaşında ise son güne kadar sürer tarafsızlık politikamız birçok stratejik kayıpla kapandı. Soğuk savaş dönemi tarafımız, bizi ABD ve Avrupa’ya bağımlı hale getirdi. Güvenlik kaygılarımız iç siyasetimizi dış ellerin kontrol etmesine neden oldu. Ekonomimizden, güvenliğimize kadar birçok alanda bağımlı hale geldik. Ta ki 15 Temmuz hain darbe girişimine kadar. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra birçok alanda yerli ve milli adımların atıldığını söyleye biliriz. Tek uçlu ve bağımlı dış politikamızın yerini çok yönlü ilişkilere bıraktı.
Son 20 yılda Rusya, ABD ve İsrail ile çalkantılı ilişkilerimiz oldu. Çok iyi iki dost olduğumuz anların ardından çatışma noktasına kadar geldiğimiz anlar vardı. Aslında bu uluslararası ilişkilerin doğal süreçlerindendir.
Artık tüm otoriteler 3. Dünya savaşının kaçınılmaz olduğunu seslendiriyor. Güçlü ülkeler hazırlıklarını yaparken zayıf ülkeler ise neticesinde karlı çıkacaklarını düşündükleri taraflarını seçmeye çalışıyor. 2. Dünya savaşı sonrası ordusu zayıflatılan Almanya bile, imzalanan anlaşmalara aykırı olarak ordusunu güçlendirme kararı alarak bu savaşta aktör olmak istediğinin sinyallerini veriyor. Rusya’ya sınır Avrupa ülkeleri sınırlarına mayın döşemeye başladı. Savaşta geliştirilecek stratejiler için ülkeler birbirinin güç ve kapasitelerini ölçmeye başladı.
Son bir ay içerisinde Karadeniz’de, biri kendi karasularımız içerisinde 3 gemimiz vuruldu. Tepemizde dolanan insansız hava araçlarından 2’si düştü ve düşürüldü. Gürcistan’da askeri nakliye uçağımız düştü, 10 şehit verdik. Bunlar basit olaylar değil. Güllü’nün ölümü, birilerinin uyuşturucu partileri ile meşgul edilirken atladığımız bu önemli gerçekler yarın içerisinde olacağımız zor günlerin sinyalleridir.
ABD, yıllardır sürdürdüğü Rusya’yı çevreleme politikalarında Ukrayna ile Rusya’yı çıkmasa sokarak tüm dünyayı etkileyerek kaçınılmaz bir savaşın içerisine soktu. Rusya aslında Ukrayna’da olmak yada olmamak mücadelesi veriyor. Ukrayna düşerse gerisinin ardından çorap söküğü gibi geleceğinin farkında. Rusya büyük tahribatlara yol açmadan, Ukrayna’da ki Rusya sempatisini tamamen kaybedemeden sürdürdüğü bu savaş orantılı ve uzun sürse de, savaşın Avrupa’ya yayılması halinde yıkımın akıl almaz boyutlarda olabileceği çok açık.
Yakın bir zamana kadar iyi ilişkiler içerisinde olduğumuz Rusya ile her an karşı karşıya gelmemiz son derece olası. Düşen ve düşürülen 2 insansız hava arıcının Rusya menşeli olduğu ortada. Vurulan gemilerimizin de Rusya tarafından vurulduğu çok açık. Ben insansız hava araçlarının istihbarat amaçlı kullanıldığını düşünmüyorum. Bence Rusya gönderdiği su araçlarla hava savunma sistemimizi test etmektedir. Buda olası 3. Dünya savaşında Rusya’nın bizi potansiyel düşman olarak değerlendirmesi anlamına gelir. İsrail’de zaten bakanlar son günlerde Türkiye ile olası bir savaş için senaryolar ürettiklerini açık açık seslendirmektedirler.
Özetle uluslararası ilişkilerde duygu ve niyetlere yer yoktur. Güvensizlik ve çıkarlar vardır. Türk’ün de Türk’ten başka dostu yoktur. Bu böyle bilip 3. Dünya savaşına bu mantıkla hazırlanmalıyız.




