
Bir çoğumuzun bir sıfır geride başladığı gibi başlar hayat. Bir çoğuna bir sıfır, bazılarına iki, üçhatta dört sıfır. Peki bu kadar geride başlamakla hayata başlayan insanoğlu durmak ister mi sizce?
Belki….
Herkesin iyi olmak zorunda olduğu bir çağda, bazen sadece durmak ister insan. Sebepsiz bir keyifsizliktir bu; geçmesi şart olmayan, açıklama istemeyen bir hâl.
Bazı günler vardır; alarm çalar ama insan uyanmaz aslında. Gözler açılır, ayaklar yere basar, çay demlenir… ama içimiz hâlâ yataktadır. Bugün öyle bir gün. Ne büyük bir dert var ortada ne de anlatılacak net bir sebep. Sadece keyif yok. O kadar. Ve bu kadar basit bir cümlenin, bu kadar ağır gelmesi de ayrı bir mesele.
İnsanlara bunu anlatmak zor. Çünkü çağımız “iyi olma” çağını fazla abarttı. Herkes mutlu görünmek zorunda, herkes motive, herkes güçlü. Sosyal medyada gülmeyen fotoğraf neredeyse ayıp. “İyi misin?” sorusu çoğu zaman gerçekten sorulmaz; cevabı dinlemeye niyet yoktur. “İyiyim” dersen geçilir, “iyi değilim” dersen konu değiştirilir.
Oysa hayat filtreli değil. Bazen soluk, bazen bulanık. Her gün netlik vaat etmiyor. Bazı sabahlar kafamızın içi sisli, bazı akşamlar kalbimiz ağır. Bunlar bozulduğumuz anlamına gelmiyor. Ama biz bu hâlleri saklamayı öğrendik. Çünkü zayıf görünmekten korkuyoruz. Çünkü güçlü durmanın, susarak katlanmak olduğunu sandık.
Bugün hiçbir şey olmak istemiyorum mesela. Ne haklı, ne haksız. Ne başarılı, ne başarısız. Sadece biraz durmak istiyorum. Kimseye yetişmeden, kimseyi ikna etmeye çalışmadan. Çünkü insan en çok kendini yoruyor. Sürekli daha iyi bir versiyonuna koşarken, olduğu hâliyle nefes almayı unutuyor.
Şunu fark ettim: Keyifsiz olmak bir eksiklik değil. Ruhun “beni biraz yalnız bırak” deme şekli. Her sessizlik depresyon değil, her durgunluk kaybolmak anlamına gelmiyor. Bazen içimiz toparlanmak için sessizliğe ihtiyaç duyuyor. Gürültüden değil, beklentilerden uzak bir sessizliğe.
Belki de sorun, çok şey hissetmemiz. Çok hatırlamamız. Çok düşünmemiz. Ve bunların hepsini dimdik ayakta taşımamız gerektiğine inanmamız. Oysa bazen yükü yere bırakmak gerekir. Kimse almasın diye değil, biz biraz dinlenelim diye. Yükü bıraktığında dünyanın hâlâ yerinde durduğunu görmek, insana beklenmedik bir ferahlık veriyor.
Bugün hızlı cevaplarım yok. Büyük cümleler kurmak istemiyorum. Hayata dair iddialı tespitler de yapmayacağım. Sadece şunu biliyorum: İnsan her gün iyi olmak zorunda değil. Her gün üretmek, başarmak, parlamak mecburiyetinde değil. Bazı günler sadece ayakta kalmak yeterince büyük bir iştir.
Bugün kendime şunu söylüyorum:




