reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Bir Hilal Uğruna

Yayınlanma Tarihi : Google News
Bir Hilal Uğruna

Bazen şehirlere yolculuk yapmak tarihe yolculuk yapmaktır.

Güzergâhımızdaki bölge bir şehrin değil bir ülkenin daha doğrusu bir milletin tarihine yolculuktu aslında… Tekirdağ’dan Çanakkale’ye doğru yol alırken yüreğimizi derin bir hüzün sarmaya başlamıştı. Bir asır önce bile bile ölümüne verilen destansı mücadelenin coğrafyasına doğru ilerliyorduk.

Birkaç kez geldim Çanakkale’ye, şehit kanlarıyla sulanan bu coğrafyaya, Gelibolu’ya… Üzerinden yüzyıl geçmesine rağmen şehitliklerin, kazılmış siperlerin arasından geçerken, hâlâ canlılığını koruyan ölüm kalım mücadelesinin toprağa sinen atmosferini hissedebiliyoruz. Attığımız her adımın altında bir şehit kabri olduğunu düşünmek, tarif edilecek bir duygu değil aslında… Sanırım 1990’lı yılların başıydı, yani bundan otuz yıl kadar önce yine bir mart ayında gelmiştik arkadaşlarla buraya… Karşılaştığımız tablo yürek yakıyordu; gözün görebildiği hektarlarca alandaki ağaçlar, makiler, otlar yanmış, topraklar kavrulmuştu, tüm çevre kül yığınları halindeydi ve simsiyahtı… Ayak bastığımız her bir yerde toprak altında kefensiz yatan şehitlere mi yanalım, yoksa neredeyse birkaç ay önce çıkan bir yangınla bütün bir Gelibolu’nun kül haline dönmüş ormanlarına mı? Kahrolup gitmiştik…

Daha sonraki yıllarda çeşitli vesilelerle yine ziyaret etmiştik bu coğrafyayı. Bugün ise çocuklarımla birlikte çıktığımız Trakya bölgesi gezisinde bize vatan olarak bırakılan bu coğrafyanın hangi şartlarla ve nice canlar feda edilerek, kanlar akıtılarak bize emanet edildiğini ailece birlikte görelim istemiştik. Bu topraklar altında yatan aziz şehitlerimizi, vatan evlatlarını rahmetle, minnetle, şükranla analım istemiştik… O nedenledir ki Gelibolu’ya doğru yaklaştıkça tüm benliğimize sinen hüznün ağırlığı gittikçe artıyordu yüreklerimizde.

Aracımız Eceabat üzerinden Kilitbahir’e doğru yol alıyordu. Boğazın karşı yakasında Çanakkale, bu tarafında ise küçük bir köye de isim olan kaleye gelmiştik, durduk. Kaleye çıkarak kalenin burçlarını, tarihe ve tüm dünyaya “Çanakkale Geçilmez” denilen boğazı izledik bir müddet…

Aracımıza binip sahil kenarındaki karayolunu takip ederek ilerlediğimizde kalenin bittiği noktalarda üstleri şapkaya benzer toprak bacalı geniş duvarlı yapılar görünmeye başlamıştı. Bonet adı verilen bu yapılar Namazgâh Tabyasına geldiğimizi gösteriyordu. Boğazın en büyük ve ana savunma merkezlerinden biri olan Namazgâh Tabyası 2. ve 4. Ağır Topçu Alaylarının komuta karargâhıydı o günlerde. Bu tabyada kısa ve uzun menzilli toplar ve uçaksavar topları, cephanelikler ve haberleşme sistemi bulunuyordu. Tabya, 5 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Muharebesine dahil olmuş ve 18 Mart 1915’te yapılan yoğun ve acımasız saldırılar karşısında isabet alarak harap olmuştu. Cuma namazları burada kılındığı için Namazgâh Tabyası olarak anılan bu tabya 2006 yılında restore edilmiş. Ve Çanakkale savaşına ait görsellerin ve bilgilendirmelerin yer aldığı etkileyici bir müze yapılmış buraya. Müzede Çanakkale Deniz Savaşı’nın anlatıldığı video ve slayt gösterisiyle savaşın başlangıcı, savaş hazırlıkları, mayın hatları, 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı ve sonrasını izledik. Müzeden çıktıktan sonra Çanakkale Boğazı’na çok hâkim bir noktada bulunan Bakı Terasına çıkarak tüm bölgeyi ve Çanakkale Boğazı’nı bir kez daha ve seyrettik uzunca bir müddet…

Ve sonra buraya çok yakın bir mesafede bulunan yine büyük bir tabya olan Mecidiye Tabyasına doğru yürüdük çocuklarımla. Denize yakın bir mesafede sırtında devasa 215 okkalık top mermisiyle Seyit Onbaşı’nın heykeli karşılıyor bizi… Etkilenmemek mümkün değil. Boğazı geçmeye çalışan düşman donanması kıyıları bombalayarak ilerken belki savaşın seyrini değiştiren atışı yapıyor Seyit Onbaşı. Attığı top mermisi İngilizlerin en büyük savaş gemilerinden biri olan Ocean adlı gemiye isabet ediyor. Sarsılan ve yan yatan gemi, Nusret Mayın Gemisinin döktüğü mayınlara çarparak sürükleniyor ve bir müddet sonra sulara gömülüyor. Ağır yara alan ve Çanakkale’yi geçemeyeceğini anlayan müttefik donanması boğazdan ayrılıyor. Gemiyi batıran ve düşmanı püskürten bu yiğit insanı düşünürken bir yandan gurur duymak bir yandan ise bu vatanın kıymetini bilmenin ne denli önemli olduğunu hissediyor insan… Fatihalar okuyoruz bu toprakları kanları ile sulayan aziz ecdadımıza…

Bu kıyı şeridinde aracımızla ilerlerken her karışında binlerce şehidin yattığı bu topraklarda, yüzyıl öncenin ölüm kalım mücadelesinin nasıl verildiğini düşünmeden edemiyor insan. Aracımız Çanakkale Boğazının koylarında kıvrılarak ilerlerken her karşılaştığımız koyda şehitliklerle karşılaşıyoruz. Önümüze çıkan Soğanlıdere ve Şahinler Şehitlikleri bunlardan bazıları…

Alçıtepe köyüne yaklaşmamıza az bir mesafe kala, sol tarafa dönüş gösteren Alçıtepe Seyir Terası tabelasını görüyoruz. Ve biz de Seyir Terası’na yöneliyoruz. Terasın bulunduğu tepe kara savaşlarında İtilaf Kuvvetlerinin ele geçirmek için yoğun saldırılarına maruz kalan ama bir türlü ele geçiremedikleri bir tepe… Seyir Tepe’nin üzerinde bulunduğu Alçıtepe konum olarak çok stratejik bir noktada yer alıyor. Sol tarafımızda Çanakkale Boğazının girişi bulunuyor; tam karşımızda ise Fransızların çıkartma yaptığı Morto Koyu, İngilizlerin çıkartma yaptığı Ertuğrul Koyu ve Seddülbahir köyü gözüküyor. Sağ tarafımızda ise İngilizlerin çıkarma yaptığı Tekke ve İkiz koyları, Pınar koyları gözüküyor uzaktan. Koyları izlerken bu topraklara saldıran yedi düveli ve onlara karşı kahramanca direnen ve bedenlerini siper eden kahramanlarımız canlanıyor gözümüzde. Alçıtepe’ye düşmanların çıkmasına izin vermeyen ve canı pahasına direnen bir milleti düşünüyoruz. Savaşın acımasızlığında vatan savunmasını candan aziz bilinen iman gücünün ve direnişin büyüklüğü bizleri derin duygulara salıyor. Sanki bir savaş ortamı, patlayan bombalar, yayılan barut kokusu ve göğe yükselen dumanlar canlanıyor insanın gözleri önünde adeta…

Dudaklarımızda dualar, içimizde tarifsiz bir ürpertiyle boğazın en uç noktasındaki dört ana kaide üstünde göğe doğru yükselen Çanakkale Abidesi ve mavi gökyüzünde dalgalanan ay yıldızlı bayrağımıza doğru yol alıyoruz.

Bu şanlı direnişin 103. yılında bir kez daha kahraman ecdadımızı, şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

Ruhları şad olsun…

 

YORUM YAP