
Sivasspor’da iki aylık fetret dönemi çok şükür kazasız, belasız sona erdi. Burak Özçoban tekrar başkan, İsmet Taşdemir tekrar teknik direktör oldu. “Her şey başa dönecekse neden bu iki ay yaşandı” diyebilirsiniz, ben demiyorum. Bu iki ayda olanı, olmayanı bu satırları okuyanlar eminim bizden daha iyi biliyor. Bu süreçte kimin uykusu kaçtı, kim bu davayı kendisine dert edindi, kimler taşın altına elini koydu bunları da herkes ayan beyan biliyor. Teşekkür edileceklere bu süreçte birçok kişi teşekkür etti, tenkit edilecekler hafif yollu iğnelendi. Bu sebepten ben bugün teşekkür de tenkit de yapmayacağım…
Ben bugün bu konu ile bağlantılı başka bir konuya hep birlikte ters açıdan bakalım istiyorum. Sivasspor ortada kalınca şehirdeki herkes Mecnun Otyakmaz ne diyecek, Abdullah Güler ne yapacak diye baktı. Bu ilk bakışta gayet normaldir. İki güçlü insan iki güçlü Yiğido. Hepimiz işin en kolay tarafına sarıldık ve bu iki isim çözüm üretsin diye bekledik. Bu iki isimden birisi 20 yıl Sivasspor’u başarıdan başarıya taşıdı. Diğeri ise memleketin yükünü sırtında taşırken geçtiğimiz sezon Sivasspor’u iki kere ipten aldı. İstedik ki yine kendimiz elimizi sıcak sudan soğuk suya vurmadan bu iki isim kurtarsın. Eyvallah kurtarsın kurtarmasına da her zaman mümkün mü? Daha önemlisi bu iki güçlü adamdan biz sürekli güç alırken peki ya koskoca şehir bu adamlara hiç güç vermeyecek mi? Bunlar hiç bu şehre yaslanamayacaklar mı?
Mecnun Otyakmaz TFF’nin ikinci adamı, kılıcının önü de arkası da kesiyor. Abdullah Güler bir nevi iktidarın ikinci adamı, ağzından çıkan her yerde emir. Amma diktatörler dahi gün gelir güç kaynağına ihtiyaç duyar. Biz bu adamlardan güç alalım ama bizim de onların gücüne güç katacak halde olmamız gerekmez mi? Biz bu şehirde öyle bir spor eko sistemi oluşturmalıyız ki amatör takımlarımızdan Sivasspor’a kadar tıkır tıkır işleyen, ayakta kalan, güçlü, başarılı, adından söz ettiren bir halde olmalıyız. STK’larımız, siyasetimiz, iş dünyamız, taraftarlarımız herkesin ona arkasında olduğunu hissettirmesi gerekir. Hatta bu gücü sadece o değil yurt genelinde herkesin hissetmesi ve bilmesi gerekir. Bir yerlerde birileri kalkıp Mecnun başkana bir söz söyleyeceği zaman arkasında Sivas’ın olduğunu bilmesi gerekir. Mecnun başkanın yaslandığı dağ gibi bir Sivasspor’un olduğunu herkesin görmesi gerekir. Görmesi ve susması gerekir. Var mı böyle bir halimiz? Yok…
Aynı şey Abdullah Güler için de geçerli. Güler Sivas’ın gücü ile değil, kendi gücü ile bulunduğu koltukta oturuyor. Lakin orası kurtlar sofrası. O arenada onu al aşağı etmek isteyen kaç kişi vardır Allah bilir. Biz öyle olmalıyız ki parti ayrımı yapmaksızın, top yekûn vekillerimiz, STK’larımız, iş dünyamız, seçmenimiz, gencimiz, diasporamız ona güç katmalıyız. Ankara’da herkes bilmeli ki Güler’in arkasında yer yüzüne yayılmış yedi milyon Sivaslı var. Peki öyle mi, ne gezer…
Maalesef biz her alanda birbirimizi aşağı çekmekle meşgulüz. Geride bıraktığımız bu iki ay bana bunu bir kez daha gösterdi. Sivasspor gibi gönüllülük esasına dayalı olarak fedakârlık içerecek görevlere gelenleri yıpratmamak lazım. Ülke genelinde güç elde etmiş isimlerimizi çoğaltmak lazım. Onlardan güç almak nasılsa olur, bizim onlara güç vermemiz lazım. Bunu başarmanın yolu birbirimize omuz vermekten geçiyor. Güçlü Sivas, güçlü Sivasspor günlerinde birlikte olmak dileğiyle…




