reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Nerede o eski liyakatlar

Yayınlanma Tarihi : Google News
Nerede o eski liyakatlar

Liyakat,  kelime itibariyle;  Arapça olup “layık olma, uygun olma, yakışma” anlamına sahiptir. Sahip olunmayan şey ise, liyakat ehli olmaktır. Bunun sahipliğinde ciddi ciddi sorunlar vardır.

Önce gökyüzü kirlendi, sonra yeryüzüne düşen yağmurlar, sonra toprak kirlendi, sonra toprağa düşen yağmur. Sonunda tohum kirlendi, biraz sonra meyve veren ağaç kirlendi, yaprak kirlendi ve en sonunda meyve kirlendi” der bir Kızılderili atasözü.

Bilmediler ki, ilk kirlenen güneşti.

Liyakatli olmak o güneş gibi kirlenmemek demek. Eğer, birisi kirlendiyse, diğerlerinin kirlenmemesi mümkün değil. Sonda böyle başlıyor işte. Liyakatsizlerin hükmetmeye çalıştığı dünyaya, yine liyakatsizliği ilke edinen insanların oluşturduğu bireyler eşlik ediyor.

Tencere kapak misali anlayacağınız.

Görevlendirmeler liyakat değil de başka kıstaslara göre yapılırsa kurumun rekabet gücü giderek zayıflar, kurum hantal bir yapıya bürünür, verimlilik ve hizmet kalitesi düşer.

Yanlış veya hatalı uygulamalar uzun bir süre devam ettiği zaman herkes bu uygulamaların doğru olduğunu düşünmeye başlar. Siz yanlışlığı düzeltmeye kalktığınızda ise “Eski köye yeni âdet mi getiriyorsunuz?” diye başlayan ve “Doğrusunu bir siz mi biliyorsunuz?” cümlesiyle biten bir tepkiyle karşılaşırsınız.

Bu tepkiyle defalarca karşılaşmış birisi olarak ifade edeyim. Ben söylemekten, yazmaktan utandım ama asıl utanması gerekenler asla ve katta utanmadı.

Utanmak denen sıfat bile utandı bu sıfatsızlardan,fakat onlar utanmadı. Liyakat denildiği zaman, sadece işyapabilme kabiliyetini, ahlaka erdeme ve insan kılan diğer vasıflara sahip olup olmama erkini anlatmıyorum.

Liyakat denilince, vefayı, memleket sevgisini, bayrağı, bizi millet kılan bütün değerleri anlatmaya çalışıyorum. Bunları görebilme zenginliğini anlatıyorum.

Liyakatin göz ardı edildiği bir yönetimden, liyakatin esas alındığı bir yönetime geçiş çoğu zaman sancılı olur; çünkü hak etmediği koltuklarda oturanlar, bu koltuğu terk etmemek, haksız menfaat temin edenler bu menfaatlerini kaybetmemek için her yolu denerler.

Etrafınıza bir bakınız, bunları o kadar çok göreceksiniz ki. İsimlerinin ünvanlarının başında bay yada bayan olması da fark etmiyor. Anlı şanlı, soylu soplu isimlerde fark etmiyor. Süslü makyajlı olmakta çok fark etmiyor.

Para avcılığı, istikbal korkusuzluğu, her türlü ahlaksızlığı caiz kılıyor.

Meşruluk, gayri meşruluk, hukuksuzluk yada yasallık, sadece dıştan bakışı değiştiriyor. Ama özü bir türlü değişmiyor.

Halbuki; Allah insanı yarattığında ona isim vermedi. Ona unvan vermedi. Ona makam mevki vermedi. Ona varoluş verdi. Ona akıl verdi. Ona ahlak verdi.

Tercih insanoğluna kalmıştı. İnsan olan, yüce yaratıcının hizmetinde olmaya çalıştı. Güce ve paraya tapanlar ise, makam mevki ve menfaat avcılığı için yaşamaya devam etti.

Biz yine doğruları söylemeye, yazmaya devam edeceğiz. Basın mensubu bir arkadaşımızın uğradığı haksızlığa yada karşılaştığı davranışa sebep olanların liyakatsizlik denen toplumsal çöküş normlarından beslenerek makam ve mevki sahibi olduğunu söyleyeceğiz.

Değil mi?

Liyakatsizlik sadece sonları hazırlamakla meşguldür.

 

YORUM YAP