reklam
reklam
DOLAR 44,2795 % 0.22
EURO 50,5902 % -0.78
STERLIN 58,5955 % -0.84
FRANG 55,9650 % -0.45
ALTIN 7.136,03 % -0,98
BITCOIN 71.376,52 1.027

Oysa Hayat…

Yayınlanma Tarihi :
Oysa Hayat…

Zamanın durmak bilmez dişlileri arasında savrulurken, eşyanın saltanat sürdüğü bir çağın yorgun çocuklarıyız. Vitrinlerin ışığı gözlerimizi kamaştırıyor; fakat kalplerimiz, o ışığın arkasındaki karanlığının çoğu zaman farkında bile değil… Her şeyin bir fiyat etiketine indirildiği, değerin yerini bedelin aldığı bir pazar yerindeyiz sanki. İnsan, kendi hakikatinden uzaklaştıkça bir nesneye dönüşüyor; alkışların, beğenilerin ve rakamların arasında kimliğini yitiriyor günümüzde. Sesler çoğalıyor ama sözler derinleşmiyor. Suretler parlıyor ama siretler suskun.

Oysa içimizde, yılların süzgecinden geçmiş kadim hakikatin sözleri dalgalanıyor: Dünyada birçok şey kolaydır, ama insan olmak zordur. Çünkü insan olmak, sadece nefes alıp vermek değildir; haysiyetle yürümek, merhametle bakmak, adaletle hükmetmektir. Biyolojik bir varoluşun ötesinde, ahlâkî bir inşa sürecidir insanlık. Her gün yeniden kurulan, her imtihanda yeniden sınanan bir kalp işçiliğidir.

Bugünün dünyası bizi özne olmaktan çıkarıp istatistiklere dönüştürüyor. Algoritmalar neyi seveceğimizi, neye güleceğimizi, neye öfkeleneceğimizi empoze ediyor bizlere. İlişkiler bir dokunuşla başlıyor, bir kaydırmayla bitiyor. Dostluklar çıkar hesaplarına, sevdalar pazarlama stratejilerine kurban ediliyor. Dünya tutkusunun görünmez zincirleri, kalplerimizi fark ettirmeden kendisine bağımlı kılıyor. O kadar çok şeye sahip olmaya çalışıyoruz ki, sahip olduklarımızın esiri olduğumuzu göremiyoruz dahi…

Fakat insan, tükettiği kadar değil; hissettiği, paylaştığı ve yaşattığı kadar insandır. Biriktirdiğimiz her eşya ruhumuza biraz daha ağırlık verirken, içimizdeki o asil öz hafiflemekte. Ruh, aslına dönmek için kanatlanmak ister. Bu kanatlar ne altından ne de gümüşten yapılır; onlar merhametten, cömertlikten ve sadakatten örülür. Paylaşmak, insanı eksiltmez; bilakis çoğaltır. Bir lokmayı bölüşmek, bir tebessümü ikram etmek, bir yaraya merhem olmak gibi… İşte ruhun gerçek zenginliği budur.

Ne yazık ki hırs çağındayız. Daha fazlasını istemek, daha yükseğe çıkmak, daha çok görünmek arzusundayız hep… Bu bitmeyen arzu, kalbimizi yoruyor. Koşuyoruz ama nereye vardığımızı bilmiyoruz. Kırıyoruz ama tamir etmeyi unutuyoruz. Şöhretin geçici alkışı uğruna, iç huzurumuzu rehin bırakıyoruz. Oysa hayat, bize her gün şunu hatırlatıyor: Nihayetinde iki satırlık bir mermerde birkaç kelimeden ibaret kalacağız mezar taşlarımızda. Geriye kalan, ismimizin kaç kişiye dokunduğu değil; kaç kalbe iyi geldiğidir.

Bu düşünce bir karamsarlık değil, uyanıştır aslında. Ölüm gerçeği, hayatı değersizleştirmez; aksine onu kıymetli kılar. Sonlu olduğumuzu bilmek, her anı sonsuz bir sorumluluk bilinciyle yaşamaya çağrıdır. Bir gün bu dünyadan çekildiğimizde, arkamızda bıraktığımız izler konuşacak. Bir çocuğun yüzündeki tebessümde, bir mazlumun duasında, bir dostun hatırasında yaşayacağız. Asıl miras budur.

Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, bir mum aleviyle sarsılır. “Zaman kötü” diyerek kenara çekilmek, karanlığa razı olmaktır. Oysa insan, karanlığa sövmek için değil, ışık olmak için vardır. Bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının elini tutmak, bir haksızlığa karşı dimdik durmaktır… Bunlar küçük gibi görünen ama insanlık destanında yankısı olan eylemlerdir.

İstikamet üzere olmak, modern dünyanın karmaşık labirentlerinde pusulasını kaybetmemektir. Nefsin fırtınaları arasında kendi Nuh’un Gemisi’ni inşa etmektir insan olmak. Sabırla çakılan her çivi, iradeyle yerleştirilen her tahta, bizi selamet sahiline biraz daha yaklaştırır. Bu yol zahmetlidir; fakat insanı insan yapan sır da bu zahmetin içindedir.

Kalplere güvenmek gerek… O, dünyanın sahte ışıklarına kanmayacak kadar derin bir hafızaya sahiptir. Merhamet, en karanlık zamanlarda bile yol gösterecek bir kandildir. Karşılıksız sevmek, bu çağda belki bir delilik gibi görülür; ama aslında en büyük cesarettir. Umudu her sabah gözyaşlarıyla sulayanlar, en çorak topraklarda bile çiçek açtırabilirler değil mi?

Dünya geçici bir duraktır; burada nasıl durduğumuz, ebediyet yolculuğumuzun istikametini belirler. Bir “hiç” olduğumuzu bilmek tevazudur; o hiçliğin içinde bir âlem saklı olduğunu bilmek ise onurdur. İnsan, maddî kalabalıklar içinde kaybolmadan, manevî mihverine tutunabildiği sürece huzura erişir. Eşyanın değil, anlamın peşine düşenler; tüketmenin değil, diriltmenin derdini taşıyanlar… İşte onlar zamanın dişlileri arasında ezilmezler.

Çünkü insan olmak zordur; ama zoru seçmek, bizi hakikate yaklaştırır. Ve hakikat, eninde sonunda kalbi olanı bulur.

YORUM YAP