reklam
reklam

Suçu Silaha Yüklemek Kolay, Sebebini Bulmak Zor

Yayınlanma Tarihi :
Suçu Silaha Yüklemek Kolay, Sebebini Bulmak Zor

Türkiye’de son yıllarda yaşanan okul saldırıları, kadın cinayetleri, gençler arasındaki şiddet olayları ve silahla işlenen suçlar hepimizi endişelendiriyor.

Her yeni olayın ardından aynı tartışmayı yapıyoruz: Silahlar neden var? Silahlara neden erişilebiliyor? Peki, gerçekten doğru soruyu mu soruyoruz? Çünkü bir toplumda şiddetin arttığını görüyorsak, yalnızca kullanılan araca bakarak meseleyi açıklayamayız.
Silah tetiğe kendi kendine basmaz. Bıçak kendi kendine hareket etmez. Bir insanı öldüren, yaralayan veya tehdit eden şey yalnızca elindeki araç değildir. O aracı kullanan insanın zihni, psikolojisi, içinde yaşadığı sosyal çevre, ekonomik şartları, aile yapısı, eğitim durumu ve maruz kaldığı kültürel etkiler de bu tablonun parçalarıdır.
O halde artık şu soruyu sormamız gerekiyor: Türkiye’de insanları şiddete yönelten ne? Asıl mücadele edilmesi gereken yer burasıdır. Suçun kök nedenlerine bakmak zorundayız. Bir çocuk neden şiddete yönelir? Bir genç neden suç örgütlerinin etkisi altına girer? Bir insan neden hayatını bir başka insanın hayatına kastedecek noktaya getirir? Bir erkek neden kadına yönelik şiddeti bir davranış biçimine dönüştürür? Bunların hiçbirinin tek bir cevabı yoktur.
Aileden eğitime, ekonomiden psikolojiye, uyuşturucudan sosyal medyaya kadar birçok faktörün birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bugün toplumdaki şiddet eğilimini konuşurken psikologların, sosyologların, eğitimcilerin, hukukçuların ve güvenlik uzmanlarının birlikte çalışması gerekiyor. Çünkü suçun görünen aracını hedef almak, suçun nedenini ortadan kaldırmaz.
Dijital dünya konusunda neden susuyoruz? Bir başka önemli başlık ise çocuklarımız. Çocuklarımızın büyük bölümünün hayatının önemli bir kısmı artık dijital dünyada geçiyor. Telefonlar, sosyal medya platformları, çevrim içi oyunlar ve dijital içerikler çocukların davranışlarını, düşüncelerini ve dünyaya bakışlarını etkiliyor. Geçmişte Mavi Balina tartışmasını yaşadık. Çocukların dijital ortamlar üzerinden nasıl yönlendirilebildiğini, manipüle edilebildiğini ve psikolojik olarak etkilenebildiğini gördük. Bugün ise çok daha büyük bir dijital evrenin içerisindeyiz. Şiddet içeren oyunların çocuklar üzerindeki etkisi nedir? Sürekli öldürme, vurma, saldırma ve yok etme üzerine kurulan oyunların uzun vadeli psikolojik etkileri var mıdır? Oyunlardaki ödül ve ceza sistemleri çocukların davranışlarını nasıl şekillendiriyor? Şiddetin sürekli tekrar edilmesi, çocukların şiddete karşı duyarlılığını azaltıyor mu?
Bunlar siyasi sloganlarla değil, bilimsel araştırmalarla cevaplandırılmalıdır. Burada amaç bütün şiddetin sorumluluğunu bilgisayar oyunlarına yüklemek değildir. Ama çocuk suçluluğunu araştırırken dijital dünyanın etkisini yok saymak da bilimsel değildir.
Daha da önemlisi şudur: Çocukların ve gençlerin dijital dünyada kimler tarafından, hangi yöntemlerle ve hangi amaçlarla yönlendirildiği araştırılmalıdır. Çünkü bugün çocuklarımızın üzerinde yalnızca ailelerinin ve öğretmenlerinin değil, küresel dijital platformların da etkisi vardır.
Silah suçun nedeni değildir. Gelelim silah tartışmasına. Silah kötü niyetli bir insanın elinde elbette büyük bir tehdittir. Fakat aynı silah, eğitimli, sorumlu ve hukuka bağlı bir insanın elinde farklı bir anlam taşıyabilir. Bu nedenle silahı tek başına suçun nedeni olarak göstermek doğru değildir. Bir aracın varlığı ile o aracın suç amacıyla kullanılması birbirinden farklı şeylerdir. Burada asıl mesele silaha kimin, nasıl ve hangi amaçla ulaştığıdır.
Ruhsatlı, kayıtlı ve denetim altında bulunan silah ile suç örgütlerinin elindeki ruhsatsız silah aynı kategoriye konulmamalıdır. Eğer suçla mücadele etmek istiyorsak öncelikle ruhsatsız silahların kaynağını bulmalıyız. Silah kaçakçılığına, suç örgütlerine, uyuşturucu ticaretine ve yasa dışı silah ağlarına odaklanmalıyız. Kurallara uyan vatandaşa sürekli yeni engeller çıkarmak yerine, kuralları zaten tanımayan suçlunun elindeki silahı bulmalıyız.
Vatandaşı suçluyla aynı kefeye koymayın. Devletin görevi vatandaşını korumaktır. Elbette silahların kontrolsüz biçimde yayılmasına izin verilmemelidir. Elbette ruhsat, eğitim, güvenli saklama ve denetim mekanizmaları olmalıdır. Ancak burada çok önemli bir çizgi vardır: Hukuka uyan vatandaş ile suçlu aynı kefeye konulmamalıdır. Bir vatandaşın ruhsatlı bir silaha sahip olması onu suçlu yapmaz. Tam tersine, kayıt altında olmak, denetlenmek ve hukuki sorumluluk taşımak güvenlik sisteminin bir parçasıdır. Bu nedenle suçla mücadele adı altında bütün vatandaşları potansiyel tehdit gibi görmek doğru değildir. Devlet vatandaşına güvenmelidir. Vatandaş da devletinin hukukuna güvenmelidir. Güvenlik ancak bu karşılıklı güven üzerine kurulabilir.

Ayrıca dünyayı görmeden Türkiye’yi tartışmayalım. Bugün dünyanın bazı ülkelerinde sıradan vatandaşların dahi çok daha yüksek silah erişimine sahip olduğu sistemler bulunuyor. Bu ülkelerin modellerini Türkiye’ye aynen taşımak elbette mümkün değildir. Türkiye’nin kendi tarihi, toplumsal yapısı ve güvenlik şartları vardır. Fakat başka ülkelerdeki vatandaşların silah sahibi olmasını doğal karşılayıp Türkiye’de hukuka uyan vatandaşın silah sahibi olmasını başlı başına bir tehdit gibi değerlendirmek de sağlıklı değildir. Türkiye’nin güvenlik politikası kendi gerçekleri üzerinden oluşturulmalıdır. Ne başkalarının sistemini körü körüne taklit edelim ne de kendi vatandaşımıza güvenmekten vazgeçelim.

Silahı ortadan kaldırmak, insanın içindeki şiddeti ortadan kaldırmaz. Asıl mesele insanın neden şiddete yöneldiğini anlamaktır. Türkiye artık suçun görünen yüzüyle değil, suçun kökleriyle mücadele etmek zorundadır. Vatandaşını korkutarak değil, vatandaşına güvenerek. Suçluyu kollayarak değil, suçlunun karşısında durarak. Yasakları çoğaltarak değil, aklı ve bilimi kullanarak. Ve en önemlisi, gerçek nedenleri araştırmaktan korkmayarak. Çünkü gerçek nedenleri bulmadan gerçek çözüme ulaşamayız. Suçu silaha yüklemek kolaydır. Asıl cesaret, suçun gerçek nedenlerinin üzerine gitmektir.
Bu düşünceler ile herkese şunu hatırlatmak isterim. Bugün soykırımcı İsrail’de siviller sokaklarda uzun namlulu silahlarla dolaşmaktadır. Çocuklara küçük yaşta ve gerçek silahlarla silah kullanımı eğitimi verilmektedir.

YORUM YAP