
Birçok konuda olduğu gibi futbolda da ülke olarak aşamadığımız ve aşmak istemediğimiz temel sorunlar bizi her geçen gün boğuyor. En büyüğünden en küçüğüne, en köklüsünden en yenisine, en bütçelisinden en züğürdüne kadar ülkede faaliyet gösteren kulüplerin yapıları bir türlü kurumsallaşamıyor. Bir türlü şeffaflaşamıyor, bir türlü profesyonelleşemiyor.
Biz ülke olarak kulüplerimize doğru dürüst yöneticiler seçemiyoruz. Seçtiklerimiz, yeterli ve liyakatli teknik ekipler seçemiyor. O teknik ekipler kendi kariyerlerini düşünmekten kulübün geleceğini düşünmeye geçemiyor. Günü kurtarma telaşıyla hepsi hazır oyuncu istiyor, kimsenin aklına yeni oyuncu kazandırmak gelmiyor. Yeni oyuncu kazandırmayınca da “Ver avroyu, al yabancıyı.” oluyor. Sonra sınırlar aşılıyor, herkes sahaya çıkardığı kadroların tamamını yabancı oyunculardan oluşturuyor. Süper Lig’i bir tarafa bırakın, 1. Lig’de dahi takımların omurgasında hep yabancı futbolcular forma giyiyor.
Sonrası, tarife bile gerek duyulmayacak kadar acınası bir tablo. Millî Takım’a oyuncu bulamıyorsun. Ama işin daha acısı, bu gerçeği görmezden gelerek sahaya çıkanları ıslıklamak, çıkaranları istifaya zorlamak kolayımıza geliyor. Bugünlerde yaşadığımız tam da bu. Millî Takım, İtalya’dan dört gol yiyince Bursa seyircisi 20. dakikada “Montella istifa!” demeye başladı, sonunda 60 dakika Altay’ı ıslıkladı.
Şimdi empati yapalım. Montella’nın yerinde siz olsanız kimi, nerede oynatırdınız? Gurbetçi çocuklar olmasa sahaya çıkaracak Millî Takım olmayacak.
Dönün, bakın liginize. Oynayan kaç tane yerli oyuncu var? Süper Lig dışında, 1. Lig’de dahi sürekli oynayan bir tane santrfor söyleyin de Montella onu alsın. Futbolcu dediğiniz ağaçta yetişmiyor, tarlada bitmiyor. Takımlarda yetişip oynuyor, sonra Millî Takım’a geliyor. Olmayınca Millî Takım hocasının elinde sihirli değnek yok; dokunduğu futbolcuyu futbolcu yapmıyor.
Başa dönersek, iyi yöneticiler bulamıyoruz. Bulduklarımız ya yeraltı dünyasının paraları oluyor ya da üç beş kuruş parası olduğu için üçüncü nesil çaylak iş insanları… Onlar da bahis operasyonunda yargının radarına giriyor. Onlarla çalışan hiçbir teknik adam dönüp altyapıya bakmıyor. Yani süt neyse kaymak o oluyor. Biz futbola nasıl bakıyorsak içimizden çıkan yönetici, antrenör ve hakem de öyle oluyor. Bunun sonucu olarak da uluslararası müsabakalarda nal topluyoruz. Her türlü operasyonun radarına giriyoruz.
Çare belli. Radikal bakarak radikal kararlar alabilecek bir Federasyon yönetimi seçeceğiz. O yönetim işe temelden başlayacak. Yeterliliği olan üç yüz, beş yüz, ne kadar ihtiyaç varsa o kadar antrenör adayını alacak; yurt dışından antrenör yetiştiren profesyonelleri getirecek. Bir yıl bunlar altyapı eğitimi alacak. Sonra Federasyon, onlara altyapı antrenörü lisansını verecek ve diyecek ki: “Kulüplerde altyapılarda bunların dışında kimseyi çalıştırmayacaksınız.”
Bu antrenörleri siz seçeceksiniz, maaşlarını da ben vereceğim. Kulüplerde bu antrenörler işe başlayıp on yaşından on dokuz yaşına kadar 86 milyon içinden her mevkiye futbolcu yetiştirecek.
Bu futbolcuların kulüp A takımlarında yerini alması için yabancı sınırlaması mutlaka olacak. Gerekirse 20 yıl uluslararası arenada rekabeti ikinci plana atacağız. Sonra bizi kim tutar, bakıp görmek lazım.
Kısacası, biz önce kendimizi düzelteceğiz. Biz kendimizi düzeltirsek bizim seçtiklerimiz düzgün olur, onlar düzgün olursa onların seçtikleri ve yetiştirdikleri de düzgün olur. Sonuçta başarı kaçınılmaz olur.




