reklam
reklam

Temizlik yetmez, temiz kalmak gerekir

Yayınlanma Tarihi :
Temizlik yetmez, temiz kalmak gerekir

Genelde ülkemizde büyük operasyonlar İçişleri Bakanları tarafından duyurulurdu.

Suç örgütleri, uyuşturucu operasyonları, organize suç yapılanmaları ve güvenlik operasyonları denildiğinde kamuoyunun karşısına çoğunlukla İçişleri Bakanı çıkardı.

Oysa gelişmiş demokratik toplumlarda, özellikle adli boyutu bulunan büyük soruşturmalarda savcılar ve Adalet Bakanları daha fazla ön plana çıkar.

Bugün Türkiye’de dikkat çeken değişimlerden biri de budur.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, göreve gelir gelmez inanılmaz bir hızla operasyonların ve adli süreçlerin merkezinde görünmeye başladı.

Suç örgütlerinden uyuşturucuya, yasa dışı yapılardan geçmişte karanlıkta kalmış dosyalara kadar birçok alanda cesur, kararlı ve bağımsız adımlar atıldığı görülüyor.

Eşi benzeri görülmemiş bir temizlik hareketinden söz ediliyor.

Ancak bu noktada meselenin sadece bugünkü operasyonlardan ibaret olmadığını da görmek gerekiyor.

Çünkü bugün üzerine gidilen birçok yapı, olay ve suç ilişkisi bir gecede ortaya çıkmadı.

Bunların önemli bir bölümü yıllar içerisinde oluştu.

Ve Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşanan birçok olayın bugün yeniden gündeme gelmesi, ister istemez geçmişe ilişkin bazı soruları da beraberinde getiriyor.

YILLARCA BEKLEYEN DOSYALAR

Muhsin Yazıcıoğlu davasının yeniden ele alınması…

Gözaltılar…

Yıllardır tartışılan radar görüntülerinin yeniden gündeme gelmesi…

Geçmişte kamuoyunun vicdanında cevap bekleyen soruların tekrar araştırılması…

Melih Gökçek’in ifadesinin alınması…

Bütün bunlar Türkiye’de adli mekanizmanın geçmişe doğru da bakmaya başladığını gösteren gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor.

Elbette burada hukuk devleti ilkesini unutmamak gerekiyor.

Bir insanın gözaltına alınması, hakkında soruşturma yürütülmesi veya ifade vermesi onun suçlu olduğu anlamına gelmez.

Suçluluğa ancak bağımsız mahkemelerin vereceği kararlarla hükmedilebilir.

Ancak aynı zamanda şunu da söylemek gerekir:

Devletin görevi, geçmişte kapanmamış dosyaları gerektiğinde yeniden açmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır.

Muhsin Yazıcıoğlu meselesi de bunun en önemli örneklerinden biridir.

Aradan yıllar geçmiş olabilir.

Ama zaman, devletin adalet arama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

PEKİ, BUGÜNE KADAR NEDEN BEKLENDİ?

İşte asıl soru burada başlıyor.

Bugün üzerine gidilen bu olayların önemli bir kısmının altyapısı neden daha önce ortaya çıkarılmadı?

Faili meçhuller…

Siyasi cinayet iddiaları…

Yolsuzluklar…

Palazlanan suç örgütleri…

Devlet içerisindeki çeşitli yapılanmalar…

Bütün bunlar bugünün meseleleri değil.

Türkiye’nin yakın tarihinde farklı dönemlerde karşımıza çıkan ve toplumun hafızasında yer eden meseleler.

Üstelik bunların önemli bir kısmı AK Parti iktidarları döneminde yaşandı.

O halde insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bugüne kadar neden bunların üzerine yeterince gidilmedi?

Bu sorunun cevabı elbette çok önemlidir.

Çünkü bugün yapılan temizlik kadar, geçmişte neden gerekli müdahalenin yapılmadığını anlamak da devlet açısından önem taşır.

Eğer devlet bugün bir yapının yanlış olduğunu tespit ediyorsa, yarın aynı yapının yeniden ortaya çıkmaması için geçmişte yapılan hataları da sorgulamak zorundadır.

BU SÜREÇ KENDİLİĞİNDEN Mİ GELİŞTİ?

Bugün yaşananların kendiliğinden gelişen bir süreç olduğunu düşünmek de mümkün değildir.

Bir devletin yıllarca bekleyen dosyaları yeniden ele alması, suç örgütlerinin üzerine gitmesi, geçmişte cevaplanmamış soruları yeniden gündeme taşıması ve bunları adli mekanizmalar üzerinden yürütmesi, elbette belli bir iradenin sonucudur.

Bu iradenin ortaya çıkması önemlidir.

Çünkü devletler de tıpkı insanlar gibi zaman zaman kendi bünyelerini kontrol etmek zorundadır.

Nerede hata yaptım?

Nerede ihmal ettim?

Nerede görmezden geldim?

Nerede yanlış kişilere veya yanlış yapılara alan açtım?

Bu sorular sorulmadan devlet mekanizmasının kendisini yenilemesi mümkün değildir.

DEVLETİN İÇİNDEKİ İRİN

Ahlak, toplumların ve devletlerin olmazsa olmazıdır.

Ahlakın olmadığı yerde hukuk da uzun süre ayakta kalamaz.

Faili meçhuller, siyasi cinayetler, yolsuzluklar, palazlanan suç örgütleri ve devlet mekanizmasının içerisine sızan yapılar bir devlet için sıradan meseleler değildir.

Bunlar zamanında müdahale edilmediğinde küçük bir yara olmaktan çıkar ve devletin bünyesinde büyük bir irine dönüşür.

İşte devletin kendi kendini koruma mekanizması tam da burada devreye girmelidir.

Devlet, kendi içerisinde oluşan yarayı büyümeden tedavi etmek zorundadır.

Bugün yaşananları bu açıdan değerlendirdiğimizde, devletin kendi bünyesinde oluşan bazı irinlere müdahale etmeye başladığı söylenebilir.

Ancak burada önemli olan sadece müdahale etmek değildir.

Asıl önemli olan, aynı yaranın yeniden oluşmasını engellemektir.

AKIN GÜRLEK’İN HAK ETTİĞİ TAKDİR

Bu noktada Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yürüttüğü çalışmaların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Göreve geldikten sonra ortaya koyduğu çalışma temposu ve adli süreçlere ilişkin kararlılığı elbette takdiri ve desteği hak ediyor.

Devletin yıllardır bekleyen dosyalarının yeniden ele alınması…

Suç örgütlerinin üzerine gidilmesi…

Uyuşturucu ve benzeri suçlarla mücadelede kararlı adımlar atılması…

Geçmişte karanlıkta kalmış meselelerin yeniden araştırılması…

Bunlar devlet açısından olumlu ve gerekli adımlardır.

Ancak bütün bunların yanında bir gerçeği de unutmamak gerekir:

En sağlıklı temizlik, temiz tutarak sağlanır.

Bir yeri sürekli kirletip sonra temizlemek yerine, o yerin kirlenmesine izin vermemek daha doğru değil midir?

Devlet için de aynı şey geçerlidir.

Bugün suç örgütlerini temizlersiniz.

Yarın başka suç örgütleri ortaya çıkarsa aynı mücadeleyi tekrar etmek zorunda kalırsınız.

Bugün yolsuzluğun üzerine gidersiniz.

Yarın başka bir yolsuzluk ortaya çıkarsa yine aynı noktaya dönersiniz.

Bugün faili meçhulleri araştırırsınız.

Yarın yeni faili meçhuller ortaya çıkarsa yapılan temizliğin kalıcılığını sorgulamak zorunda kalırsınız.

Demek ki mesele sadece temizlik değildir.

Mesele temiz kalabilmektir.

TEMİZ DEVLETİN TEMELİ: TEMİZ TOPLUM

Peki temiz bir devlet nasıl korunur?

Bunun cevabı sadece adliyelerde aranamaz.

Temiz devlet, temiz toplumla mümkündür.

Temiz toplum ise temiz bireylerden oluşur.

Temiz bireylerin yetişmesi ise aileden başlar.

Aile bozulursa toplum bozulur.

Eğitim sistemi zayıflarsa gelecek nesiller bundan etkilenir.

Ahlaki değerler aşınırsa toplumun suç karşısındaki direnci de zayıflar.

Liyakat ortadan kalkarsa devlet kurumlarının güvenilirliği zarar görür.

Dolayısıyla bugün başlatılan temizlik hamlesinin bir sonraki aşaması mutlaka toplumun kendisine dönük olmalıdır.

Önce aile…

Sonra eğitim…

Sonra liyakat…

Sonra ahlak…

Devletin bütün kurumlarında adalet ve ehliyet…

Bunlar sağlanmadan sadece operasyonlarla kalıcı bir temizlik sağlamak mümkün değildir.

AİLEYİ KURTARMADAN TOPLUMU KURTARAMAZSINIZ

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en önemli meselelerden biri de yozlaşan aile yapısıdır.

Aile toplumun temelidir.

Aile zayıflarsa toplum zayıflar.

Çocuklarını doğru yetiştiremeyen bir toplumun, gelecekte suçla mücadele etmek için sürekli daha fazla polis, daha fazla savcı ve daha fazla cezaevine ihtiyaç duyması kaçınılmaz hale gelir.

Oysa asıl mesele çocuk daha suç işlemeden onu doğru yetiştirebilmektir.

Bunun yolu da güçlü aileden, sağlam eğitimden ve sağlıklı toplumsal değerlerden geçer.

Bu nedenle bugünkü temizlik hamlesinin ardından aileyi korumaya yönelik topyekûn bir mücadele başlatılması gerekir.

Çünkü suçla mücadele sadece suç ortaya çıktıktan sonra yapılmaz.

Suçun ortaya çıkacağı zemini ortadan kaldırmak da suçla mücadelenin bir parçasıdır.

Bugün devletin geçmişte karanlıkta kalmış bazı dosyaların üzerine gitmesi, suç örgütleriyle mücadele etmesi ve yıllardır cevap bekleyen soruları yeniden gündeme taşıması önemlidir.

Akın Gürlek’in bu süreçte ortaya koyduğu irade de takdir edilmelidir.

Ancak bu temizlik hareketinin gerçek başarısı, operasyonların sayısıyla değil, ortaya çıkacak sonuçların kalıcılığıyla ölçülmelidir.

Çünkü devletin görevi sadece kiri temizlemek değildir.

Devletin görevi, yeniden kirlenmeyecek bir düzen kurmaktır.

Bunun yolu da bellidir:

Ahlaklı birey…

Güçlü aile…

Sağlam eğitim…

Liyakat…

Adalet…

Ve hukuk.

Bugün devletin içerisinde oluşmuş irinler temizleniyorsa, bundan sonra aynı irinlerin yeniden oluşmaması için gereken tedbirler de alınmalıdır.

Çünkü en sağlıklı temizlik, temiz tutarak sağlanır.

Ve unutmayalım:

Temiz devlet, temiz toplumla mümkündür.
Temiz toplum, temiz bireylerden oluşur.
Temiz birey ise temiz aile ve sağlam bir eğitim sistemiyle yetişir.

Bugün devletin yaptığı temizlik önemlidir.

Ama yarının asıl başarısı, bir daha temizliğe ihtiyaç bırakmayacak kadar temiz bir toplum ve devlet düzeni kurabilmektir.

YORUM YAP