
Bundan yıllar yıllar önce, İtalya’nın meşhur savcısı Di Pietro ve 2 arkadaşı daha yine kendileri kadar meşhur ve İtalya tarihinde yer almış “Temiz Eller” operasyonuna başlamışlar, içlerinde işadamları, aktörler, spor camiasının ünlüleri, gazete patronları ve çalışanları, milletvekilleri, bakanlar, mafya liderleri sırayla gözaltına alınıyorlardı.
Yıl kaçmış hemen bakalım. 1992’de bir işadamı ve bürokratın rüşvet hikayesinden çıkmış tüm bu macera.
İtalya ile Türkiye aslında birbirine çok benzer, bir benzerlikte, İtalyan ile Türk’ün karakteristik özelliğidir. İkisi de Akdeniz insanı, tez canlı, çabuk olsun bitsin isteğinde, hırslı ve öfkeli, ama sonu gelmeyen işlerde de üstlerimize yoktur, hem onların hem bizim.
Bu Temiz Eller operasyonu yapılırken, hiç unutmam Hürriyet Gazetesinden Nilgün Cerrahoğlu, meşhur Temiz Eller savcısı Di Pietro ile yaptığı tam sayfa röportajda şunlar konuşulmuştu.
Nilgün Cerrahoğlu savcıya aynen şunları soruyordu. “Sayın Di Pietro, siz Temiz Eller operasyonuna başladıktan hemen sonra, sırasıyla, gazeteciler, işadamları, siyasetçiler, mafya liderleri ve elemanları o kadar hızlı başlamıştınız ki. Ama ne olduysa birden jilet gibi kesildi bu operasyonlar. Bunun nedeni neydi?” diye sorunca. Di Pietro tarihe geçecek şu sözleri ifade ediyordu.
-Haklısınız, biz bir temiz İtalya olması için mücadeleye başladık. Bu operasyonlar başlayınca, siyasilerden, işadamlarından, dünyanın başka ülkelerinden, gazetecilerden, aydınlardan yazarlardan tepkiler gelmeye başladı. Onları hiç önemsemedik, aklımıza bile geçirmedik. Ama öyle bir yerden tepki geldi ki, biz bile bu kadar tepki beklemiyor hatta destek bekliyorken, bu kadar tepkinin olmasından korkmaya başladık ve operasyonlara ara verdik.
-Neydi bu tepkiler? Diyerek sorusuna devam eden gazeteciye cevaben devam ediyordu Di Pietro. Halk kendi çapında da bu yolsuzluklara, suçlara ortak olmuştu. Bu işin sırayla olduğunu düşünmeye başlayınca bu işlerin kendilerine de bulaşacağını düşünerek tepki koymaya başladılar.
Postacı Francesco, imar izni olmadığı halde binasının üst katına kaçak kat yapmış, Terzi Meluca Hanım çocuğu sınavda kazanamadığı halde, mülakatta torpil yapılarak diğer adaylar elenmiş ve çocuğu işe girmiş, Kasap Moreno amca, işyerini ölen amcasının adına açarak yıllarca işsizlik maaşı almış, pizzacı Narciso göçmen ve kaçak işçi çalıştırmış, herkes bir şekilde bu suçlara bilerek veya bilmeyerek ortak olmuştu. Napoli Belediyesinin meclis üyesi sahte diploma ile seçimleri kazanmış, bir başkası gümrükten mal kaçırmış, bir başkası araba hırsızlığından, sigorta dolandırıcılığına kadar onlarca suça bulaşmış, adalet mekanizmasında rüşvet kol gezmeye başlamış vb. Biz operasyonlara devam ettikçe, herkes eteğindekini dökmeye başladı.
Bizlerde bu yükü ve bu kirliliği temizleyecek kadar güçlü, İtalya’da bu yükü boşaltamayacak kadar zengin değildi. Mesele işte buydu.. Biz bataklığı temizleyelim derken, farkında olmadan bir ülkeyi komple bataklığa götürüyorduk.
Geçmiş günlerden aklımda kalanların mealidir bunlar, isimler kesin yanlıştır, belki isimde vermemiş ama mevzunun ne demek olduğuna işaret etmiştir belki de İtalyan Savcı.
Gelelim ülkemize. Daha önce benzerlerini gördüğümüz bu operasyonların nereye kadar gideceğini bilemiyoruz, kim bilebiliyor bilmiyorum ama İtalya’dakine oldukça benziyor. Sanatçılar, siyasetçiler, gazeteciler, futbolcular, sanat dünyası hemen hemen her yer bir bataklığın içine bulaşmış. Topluma rol model olması gerekenlerin nasıl bir illete, yolsuzluğa, kumara, uyuşturucu pisliğine bulaştığı ortada.
Her ne kadar konuşmak için belki çok erken ama, ortaya çıkan manzara ve bizler gibi toplumun alt tabaka insanları ise toplumun geneline bakınca yukarıda anlatılanlardan çok farklı bir tablo göremiyor. Bizim yerleşik düzenimizde ise, daha farklı ve ilave suçların neredeyse toplumun bütün katmanlarınca kabul gördüğü, uygulandığı ve hatta geleneksel ahlak duvarlarımızın içinde kaldığı gün gibi ortada değil mi?
Trafikten tutun, adam kayırmaya, yöreciliğe, torpile, din yada etnik unsurlar adına yapılan gayri ahlaki ve gayri meşru işlere cevaz verildiği ortada değil mi?
Yarın bir gün bu işin isim sahipleri, bu operasyonlara açıkça karşı çıkmasa da, birilerinin çıkması için algı çalışmasına başlamayacak mi sanıyorsunuz?
Şimdiden başladılar bile. Bu operasyonlar nereye gidecek diye soruyorken, ön almak değil mi bu?




