
Farkında mıdır çoğu insan bilmiyorum. İnsan ne kadar çok konuşur kendisiyle… Duyulması zor, anlaşılması güç ve karmakarış. Adını koyamadığı, tanımlayamadığı bir şekilde bazen aynı konu üzerinde bazen onlarca konuda, dolaşan zihin atmosferinde… Bitmeyen sorular ve cevaplar içinde ruhunun derinliklerinde sarsıntılar yaşar. Ve o sarsıntılardan sonra, artık eskisi gibi olamaz daha insan. Canı nerden yanıyorsa, oradan değişir farkında olmadan…
Bu değişim, hani öyle büyük bir fırtına değil, öyle gök gürültüsüyle kopan bir kasırga da olmayabilir. Sadece küçük bir rüzgâr esintisi gibi savurur geçer. Ama o rüzgâr, içinde bir yerlerde derin çatlaklar oluşturur. O çatlak, zamanla büyür, genişler ve sonra her şey değişmeye başlar. Oysa insan değişime hazır mıdır acaba? Bilinmez, muhtemelen değildir. Canı yananın, kalbi kırılanın, ruhu daralanın hikayesi hep aynıdır genellikle. Sarsıntı izler bırakmaya başladığında artık eskisi gibi olamaz bir daha…
İşte insanın içindeki bu ses, bir nevi yoldaşı gibidir. Bu yoldaşlık bazen en iyi arkadaş, bazen de en acımasız düşman olabilir. Gel-git yaşanır sürekli. O ses, kişiye ne kadar güçlü olduğunu da hatırlatır, aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğunu da. Ve ne kadar çok sevildiğini, aynı zamanda ne kadar yalnız olduğunu da hissettirir. İşte o an o iç sesin kişiye bu değişimin kaçınılmaz olduğuna inandırır. Zira artık eskisi gibi olamayacağını kabul ettirir sessizce ve baskınca, çünkü canının yandığını unutturmaz hiç.
Bir kez canı yandığından insan tüm geçmişi, acılarıyla, sızılarıyla yankılanır gözünün önünde, ruhunun derinliklerinde dalgalanır durur. Kaç kere canı yandı, kaç kere kalbi kırıldı, kaç kere ruhu daraldı, sayısını bilmese de dalga dalga yayılır içinde. Ama her birinde, bir şeyler değişmiştir. Artık eskisi gibi gülmüyor, eskisi gibi umursamıyordur. Eskisi gibi hayal kurmuyordur. O hayallerin, o umursamazlığın, o kahkahaların, o iç sesinin söylediği gibi, canının yandığı yerden kayboluyor hep… Nihayetinde canı nerden yanıyorsa, oradan değişiyor insan…
Aslında bu bir kayboluştur kendi içinde ve bu kayboluş bir başlangıç olur. Kendini yeniden keşfetmeye başlar insan. Hani o eski, saf, masum insan yoktur artık. Onun yerini, daha tecrübeli, daha olgun, daha bilge bir kişilik alır. Ama bu bilgelik, acıdan kaynaklanır. Bu olgunluk, hayal kırıklıklarından gelir. Bu tecrübe, kalbinin kırılmasından gelir. Bu yüzden, o yeni kişi, o eski neşeli, eski umutlu halini gerilerde bırakmıştır. Uzaklarda, derinlerde…
Hayat, bir nevi döngüdür. Düşer, kalkar. Yaralanır, iyileşir. Ama her düşüş, her yara, her iyileşme, insana yeni şeyler öğretir. Öğrenilen her şey, ruhunun derinliklerindeki dalgaların sesini güçlendirir. O ses, artık ne kadar güçlü olduğunu değil ne kadar dayanıklı ve esnek olduğunu söyler. O ses, artık ne kadar yalnız olduğunu değil de ne kadar çok insana sahip olduğunu gösterir.
İşte bu değişim, canı yanan insan için bir dönüşüm olur. O eski kişi, o masum, o naif kişi artık yok olur. Onun yerini, daha güçlü, daha dayanıklı, daha tecrübeli bir benlik alır. Bu dönüşüm, kişi için acı vericidir. Ama aynı zamanda bir armağandır. Çünkü bu armağan, kişiye kendini, hayatı ve değişimi anlamasının ufkunu açar.
Anlaşılır ki, yaşanan her acı, ruhun bir sonraki mertebeye yükselmesi için bir basamakmış. Canının yandığı her yer, aslında acı bir dokunuşla iz bırakıyormuş. Yaraları, sıradan izler değil, geçici olduğuna dair birer nişanmış. Her sancı, ruhun kirliliklerden arınması, parlatılması için bir vesileymiş. Meğer içindeki o fısıltı, sadece benliğinin değil, hayatın bir gerçeği imiş.
İnsanın, canının yandığı yerden, ruhunun kanatları açılıyor. Hayata karşı daha az isyan ediyor, daha çok kabulleniyor. Çünkü biliyor ki, çıkılan her yolculukta hiçbir şey tesadüf değildir. Her acı, bir amaca hizmet ediyor. Ve o amaç, kişiyi kendi benliğinden, en yüksek potansiyeline ulaştırmaktır. O eski kişi, o saf ve naif kişi, insanın içinde bir hatıralarla yaşamaya devam eder. Ama acıdan doğan, moralle beslenen, daha derin bir anlama sahip yeni bir insan fotoğrafları ortaya koyar. Ve bu yolculuk, bitene kadar devam eder… Ta ki ruhun, tüm yaraları, yıldızlara dönüşene kadar.




