
Mehmet Hoca’nın “iyi oynuyoruz” dediği maçlardan birini daha geride bıraktık ama tabelada yine değişen bir şey yok. Sivasspor, artık abonesi olduğumuz beraberliklerden bir yenisiyle sahadan ayrıldı. Oysa maç, kırmızı-beyazlılar adına oldukça olumlu başlamıştı.
Santraforsuz bir dizilişle, daha çok hareketli hücum, topa sahip olma ve merkezden oyun kurma planıyla sahadaydık. Top bizdeydi, tempo kontrolü bizdeydi ve bunun karşılığını da erken bulduğumuz golle aldık. Ardından net bir bire bir pozisyonu harcadık ki, açıkçası maçın kırılma anı tam olarak orasıydı. O pozisyondan sonra Sivasspor’un hücum organizasyonu adeta fişi çekilmiş bir oyuna döndü.
Bu dakikadan sonra oyun, Iğdırspor’un Fofana üzerinden kurduğu direkt hücumlar ile bizim savunma hattımız arasında gidip gelmeye başladı. Apindangoye’nin yokluğunda savunmada sorun yaşar mıyız diye düşünüyordum ama Emirhan–Özkan ikilisi, pozisyon alma ve adam paylaşımı açısından çok da sırıtmadı. Savunma bloğu genel anlamda görevini yaptı.
Ancak sorun yine ve yeniden hücum hattındaydı. Sivasspor, oyun planı olmaktan çıkıp Ethemi’nin bireysel yeteneklerine endeksli bir hücum anlayışına döndü. Bir süre bu plan “tutar gibi” oldu ama Iğdırspor orta sahada sertliği ve baskıyı artırınca Ethemi de tek başına çözüm üretemedi. Çünkü bu lig, tek oyuncuyla taşınacak bir lig değil.
Avromovski, kağıt üzerinde 10 numara pozisyonunda oynuyor ama sahada bu rolün gereklerini yerine getirdiğini söylemek zor. Oyun görüşü, temposu ve karar kalitesi bu rol için yeterli değil; bu da hücumda bağlantı oyuncusu eksikliğini daha görünür hale getiriyor. Charis ise her yerde basmaktan, sürekli ikili mücadele kovalamaktan 60. dakikadan sonra pili bitmiş bir görüntü verdi. Kanatlar desen, zaten beklentiyi aylar önce düşürdüğümüz için artık şaşırtmıyor.
Ortada santrafor yok, ceza sahasında tehdit yok, set hücumlarında çoğalma yok. Hal böyle olunca Sivasspor, kör topal hücum eden, rakip ceza sahasına girmekte zorlanan bir takıma dönüşüyor.
İkinci yarıda Iğdırspor baskıyı artırdı; ön alan presi, ikinci topları toplama ve oyunu Sivasspor yarı sahasına yıkma konusunda daha cesur davrandılar. Buna rağmen savunma hattımız, bloklar arası mesafeyi mümkün olduğunca dar tutarak ayakta kaldı. Ancak hücum hattı, bu savunma direncine adeta ihanet etti.
Artık alıştık: skor üretememeye, her an gol yiyecekmiş hissiyle oynamaya, kenardan oyuna girenlerin oyunu yukarı çekmek yerine daha da düşürmesine… Alıştık ama bu alışkanlık Sivasspor’un genlerine yakışmıyor. Aylarca özlemini duyduğumuz şey; skor değil sadece, oyun kimliği.
Her hafta oyunu konuşuyoruz, maçı konuşuyoruz, oyuncuları konuşuyoruz ama sahada değişen hiçbir şey olmuyor. O yüzden de çok fazla üstlerine gitmenin bir anlamı kalmıyor. Malzeme bu.
Gün saymaya başladık devre arasına. Kim gelir, kim gider? Transfer yasağı kalkar mı? Kalkmazsa ne yaparız? Bu takım bizi fıtık mı eder kalp hastası mı belli olmaz. Ama yine de umut etmeyi bırakmıyoruz. “Allah büyüktür” deyip izlemeye devam ediyoruz.
Bu ligin takımı değiliz belki ama bu ligde oynadığımız futbol da bize yakışmıyor. Bir şeyler yapılmalı. Soru çok, cevap yok. Ama umut var.
Ya sabır diyerek devam edeceğiz gibi görünüyor.




