reklam
reklam
DOLAR 44,2795 % 0.22
EURO 50,5902 % -0.78
STERLIN 58,5955 % -0.84
FRANG 55,9650 % -0.45
ALTIN 7.136,03 % -0,98
BITCOIN 71.515,20 1.156

Mazinin Atiye İnkılabı

Yayınlanma Tarihi :
Mazinin Atiye İnkılabı

Yeni senenin ilk günleri… Önümüzde uzanan 365 gün, neyi getireceğini henüz bilmediğimiz bir ihtimal haritası gibi duruyor önümüzde. Tıpkı Pîrî Reis’in haritası gibi; kıyıları çizilmiş ama sırları hâlâ çözülememiş bir ihtimaller atlası… Günümüz bilimi o haritanın kimi yerlerinde hâlâ suskunken, insan da zamanın dehlizinde doğruyu ve yanlışı pusulasız arar; bildiği tek şey, mesuliyetinin onu ayakta tutan yegâne rota olduğu. Doğruya da sapabilir yol, yanlışa da. Fakat istikamet ne olursa olsun, insanın asıl mesuliyeti kendisine emanet edilenle meşgul olması. Çünkü hayat, niyetin yönünü değil; sorumluluğun ciddiyetini yoklayan bir sır!

Gündüzle gece arasında sıkışmış bir hâlde yaşamak, modern insanın en tanıdık yorgunluğu. Ne tam uyanık ne de tam dinlenmiş… Arada kalmak, en çok da anı yaşayamamak. Zihin geçmişin pişmanlıklarıyla oyalanırken, gelecek endişeleri bugünü sessizce çalar. Böylece insan, zamanı tükettiğini sanırken aslında zaman tarafından tüketilen bir mefhum haline gelir. Bu hâlin ardında, çağımızın görünmez baskısı vardır: meşguliyet kültürü. Sürekli dolu olmak, sürekli yetişmek, sürekli üretmek… Oysa yoğunluk arttıkça derinlik azalır. Can sıkıntısı da bunalım da tam burada filizlenir. Çünkü ruh, hızla değil anlamla beslenir. Anlamdan mahrum kalan zihin, en kalabalık günlerin ortasında dahi kendini tekinsiz bir ücrada buluverir.

Nitekim Enis Batur’un dediği gibi:

“İçimizden bir güneş geçti, bize gölge kaldı. Bu üşüme ondan…” Belki de bugün yaşadığımız soğukluk, dış dünyanın sertliğinden çok, içimizde bir zamanlar bizi ısıtan hissin çekilip gitmiş olmasındandır. Işık kaybolduğunda geriye karanlık değil; eksiklik kalır.

Burada hatırlanması gereken kadim bir denge vardır: ölçülü olma ilmi. Her çağın kendine özgü bir abartma sanatı vardır; bizim çağımızınki hız, görünürlük ve fazlalık üzerine kurulu. Azı bilmeyen çoğu taşıyamaz. Her şeyi büyütmek, kıymeti artırmaz; bilakis anlamı boğar. İtidal ise insanı hem dünyaya hem kendine yaklaştırır. Kendimize bu kadar yakın olmayı “Bilseydik Bilmezdik!”. Bunu derken belki de kastettiğimiz şudur: Her şeyin hesabını önceden yapabilseydik, cesaret edemezdik. Hayat, bilinmezliğiyle öğretir ve bu öğrenmenin doğal sonucu olan değişim kaçınılmazdır; ne var ki değişmekle savrulmak arasındaki çizgi son derece incedir ve o çizgi inceldiği yerden kopmasın diye insanın bazen sabırla tutunmayı, bazen de düğüm atmayı öğrenmesi gerekir.

“Değişmek zaruridir; fakat değişirken kendimiz olmaktan çıkmak felakettir.”

İşte bu noktada, mazi ile ati arasındaki inkılap başlar. Geçmişi inkâr etmeden, geleceğe teslim olmadan; özü koruyarak yenilenmek… Gerektiğinde nostaljiye sığınmak lakin her yeni olanı kutsamamak. İnkılap, kopuş değil; şuurla yapılan bir dönüşüm olduğunda kilitli kapılarımız açılacaktır hiç şüphesiz.

Belki de yeni yıla düşen en sahici temenni şudur: Daha çok koşmak değil, daha doğru durmak. Daha fazla olmak değil, daha sahici, vefalı, ve şuurlu kalabilmek. Çünkü insan, kendine sadık kaldığı sürece değişim onu bir girdap gibi yutmaz; aksine öteye ve atiye taşır. O yüzden Şeyh Galip’in de dediği gibi:

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

 

YORUM YAP