reklam
reklam
DOLAR 43,5025 % 0.06
EURO 51,3587 % 0.12
STERLIN 59,5274 % 0.12
FRANG 55,9770 % 0.36
ALTIN 6.870,86 % 5,65
BITCOIN 78.283,64 0.542

Zamanın Nabzı ve Sancısı

Yayınlanma Tarihi :
Zamanın Nabzı ve Sancısı

İnsan, avuçlarında tutamadığı kum tanelerinin parmakları arasından süzülüşünü seyrederken, her tanenin aslında geri dönüşü olmayan bir vedayı yaşadığını çoğu zaman fark etmez. O anı kalıcı bir mülk, yarını ise kendisini hazır bekleyen bir sermaye sanır hep. Oysa hayat, ancak yaşandığı anda anlam kazanan; ertelendiğinde yankısı boşlukta kaybolan, geri çağrılması imkânsız bir emanettir. Akıp giden sadece takvim yaprakları değildir; ihmal edilen bir çift söz, ötelenen bir merhamet ve geciktirilen bir iyilik, zamanın akışıyla birlikte ruhumuzdan kopan parçalardır. Bizler, yarını hep yaşayacağını sanan, menzili meçhul ama hırsı malum yolcularız. Oysa hayat, her nefeste taze bir ikaz, her gün batımında ise teslim edilmesi gereken bir hesaptır.

Bu dünya, insanın kök salıp yurt edinmesi için değil, bir uğrak yerinde imtihan edilmesi için tasarlanmıştır. İnsanoğlunun en trajik yanılgısı, “bir ara yaparım” diyerek hayatı geniş bir zamana yayma cüretidir. Sevgiyi bir sonraki mevsime bırakırız, helalliği daha uygun bir vakte erteleriz, bir gönüle dokunma ihtiyacını ise bitmek bilmeyen işlerimizin gölgesinde bırakırız. Halbuki zaman, bir kez geçip gittikten sonra geri gelmez. İncittiğimiz bir kalbe, aradan uzun zaman geçtikten sonra vermeye çalıştığımız değer; cansız bir bedene giydirilen ipek kaftan gibidir. O kaftan göze hitap eder, bir estetik sunar belki ama ne tene dokunabilir ne de ruha şifa olabilir. O nedenle hayatın yaşanılan “an”ı, “sonra”lara ertelenmeyecek denli kıymetlidir.

İnsan birçok şeyi teorik olarak bilir; fakat bilmek ile idrak etmek arasında, sabır ve acıyla döşenmiş uzun bir yol vardır. Kaybetmeden önce sahip olduklarını kendi gücünün eseri sanan insan, zamanı kendisine sınırsızca tahsis edilmiş bir oyun alanı olarak görür. Oysa hayat sınırlıdır ve bir emanettir; ince, kırılgan ve bir o kadar da ağır. Bir nefes kadar kısa, bir an kadar hassas… Bu emaneti taşıyan kişi, onun mutlak sahibi değil, sadece geçici bir muhafızıdır. Bu muhafızlık bilinci yitirildiğinde, insan ilişkileri de hoyratça kullanılan eşyalar gibi eskir. İlişkiler tıpkı bir çiçek gibidir; sadece güneş değil, aynı zamanda emek, ilgi ve sadakat ister. İhmal edilen her gönül solar, hoyratça davranılan her bağ kopar. İnsan bazen eksilttiği değeri, kırdığı potayı çok sonra fark eder; o vakit dudaklardan dökülen “keşke” kelimesi, bir çözüm değil, sadece onarılamayacak sızıdır. Kimi yaralar zamanla kabuk bağlasa da hatırlandığında içten içe kanamaya devam eder.

Biliriz ki dünya, insana ebedi bir konak olarak verilmemiştir. İnsan yeryüzünde bir misafirdir; fakat ne garip ki çoğu zaman kalıcı bir ev sahibi pervasızlığıyla, her şeye hükmedebileceğini sanarak yaşar. Sahip olduklarını başarısından, kaybettiklerini ise kaderin bir haksızlığından sayar. Oysa bu varlık âleminde her şey ödünçtür: Aldığımız nefes, harcadığımız vakit, sarıldığımız sevdiklerimiz ve hatta aynada gördüğümüz bu ten… Aslında insanın yeryüzündeki gerçek serüveni, kendisine teslim edilen bu çok katmanlı emaneti koruma sancısından ibarettir. Emanet yalnızca kendi canımızdan ibaret değildir; karşımıza çıkan bir bakış, kulağımıza çalınan bir dert, kapımıza dayanan bir ihtiyaç da sorumluluk kalemlerimize dâhildir. Eğer yapmamız gerekenleri vaktinde yapmayıp, yara kangren olduktan sonra çare ararsak; bu eylem bir iyilik değil, sadece sızlayan vicdanı susturmaya yönelik nafile bir çabadır.

Asıl mesele, vaktin nabzını tutabilmek ve hayatın faniliğini bir bilgelik nişanesi olarak idrak etmektir. İnsanın temel vazifesi dokunduğu her anı ve mekânı ihya etmektir. İhya edilmemiş her an, zayi edilmiş bir imkândır; çünkü vakit, Hak tarafından ölçüyle ve adaletle verilmiştir. İnsan, kendini dünyanın merkezinden çekip çıkardığında, hayatın gerçek anlamına doğru yol alır. İnsanlar, bu dünyaya merhametin, adaletin ve sorumluluğunun sınavı ile geldiğini adları gibi taşımalıdır yüreklerinde. Bugünü heba etmeden yarını planlamak, yarının endişesiyle bugünü ziyan etmemek; insanın bu dünyadaki en hassas terazisidir.

Hayat, kapılarını geç kalanlara değil, vaktin kıymetini bilip o kapıyı zamanında çalanlara açar. Zira bazı sözler, bazı eylemler ve bazı bakışlar sadece ve sadece zamanında kıymetlidir.

YORUM YAP