
Dünya, ayaklarımızın altında dönüp duran devasa bir değirmen gibi öğütürken zamanı, bizler bu toz duman arasında en çok kendi sesimize sağır, başkasının sızısına kör kalıyoruz. Oysa asırlar öncesinden bir ses, bir ince sızı gibi süzülüp geliyor ruhumuza: “Hazer kıl kırma kalbin kimsenin canını incitme / Esîr-i gurbet-i nâlân olan insanı incitme.” Bu mısralar, sadece bir şairin dilinden dökülen kelimeler olmanın çok ötesinde; varoluşun en zarif, en kederli ve belki de en dikkate değer vasiyetidir.
İnsan; bir yanıyla balçık, bir yanıyla cevherdir. Ancak bu cevheri muhafaza eden yegâne kale kalptir. Kalp, fiziksel olarak gördüğümüz yalnızca kan pompalayan bir et parçasından ibaret değildir. Kâinatın, insan olmanın sırrının anlam derinliğine sahip uçsuz bucaksız mekândır kalp. O nedenledir ki bir kalbi incitmek, sadece bir insanı üzmek kadar o kalbin içindeki muazzam nizamı, o ilahi yankıyı darmadağın etmektir. Bir camı kırdığınızda ses çıkar, ortalık dağılır, görürsünüz. Fakat bir kalp kırıldığında, dünyanın en sessiz ama en derin infilakı yaşanır. Hiçbir enkaz, bir gönül kırıklığının bıraktığı yıkıntı kadar ağır olamaz, göremezsiniz.
Öyleyse neden bu kadar hoyratız birbirimize karşı? Neden dillerimiz birer kılıç gibi keskin, bakışlarımız birer ok gibi zehirli? Kendimizi bu dünyada baki sandığımızdan mıdır bu tarumar eden tavrımız? Oysa hepimiz birer “esîr-i gurbet”i yani dünya sürgünlüğünü yaşayan kişiler değil miyiz? Ruhumuz, ait olduğu o sonsuz huzur ikliminden bu fani dünyaya düşmüş bir sürgün gibidir. Hepimiz burada biraz yabancı, biraz eğreti duruyoruz. Kimimiz gurbeti şehirlerde, kimimiz ise en kalabalık sofralarda yaşıyoruz. Ama gurbetin en acısı, insanın bir başka insana sığınmaya, ona açılmaya, onda ferahlamaya çalışırken kapı dışarı edilmesidir.
Bir insanı incitmek, onun gurbetini daha da derinleştirmektir. Zaten vatanından ayrı düşmüş, “nâlân” (inleyen) bir ruhun feryadına bir hıçkırık da biz neden ekleriz ki? Hayat, zaten her birimizi yeterince yoruyor; ayrılıklarla, hastalıklarla, bitmek bilmeyen nice sızılarla ardı arkası kesilmeden yoruyor… Bir de biz, bir kelimeyle, bir mimikle, bir sükûtla karşıdakinin yarasına neden tuz basmaya çalışıyoruz?
Aslında yaşanılan her an, kalbin kendine dönme vaktidir. Bir sonbahar akşamında camın arkasından süzülen yağmuru izlerken içimizde uyanan o sebepsiz hüzün, belki de kırdığımız veya kırıldığımız tüm anların toplamıdır. Hatırlayın; birine ağır bir söz söylediğimizde o an haklı olduğumuzu sanırız. Oysa o an, insanlık denilen erdemden büyük bir parçayı geri dönüşümü olmayan uçuruma fırlatmışızdır. Ok yaydan çıktıktan sonra pişman olmak ne kadar onarıcı olabilir ki? Yaralayan, yaralanandan daha büyük bir hüzne düşebilir. Çünkü incitilen kalp bir şekilde onarılır, Allah o kalbe elbet bir teselli gönderir; ama incitenin eline bu sürgün dünyasında üstünlük sağlayan şey ne kadar ve nereye kadar işe yarar ki…
İnsan insanın yurdudur, derler. Ama günümüzde insan insanın gurbeti hâline geldi ne yazık ki… Birbirimizin içine sığınacağımıza, birbirimizde yok oluyor, yok ediyoruz. Oysa incitmemek, erdemli bir sanat dalı olmalıydı; nezaket ise ekmek gibi, su gibi bir mecburiyet. Bir çiçeğin yaprağını koparırken bile duyulması gereken o ürpertiyi, bir insanın ruhuna dokunurken duyabiliyor muyuz, ne dersiniz?
Gelin, şimdi içimizdeki o tozlu rafları indirelim. Kimin ahını aldık, kimin bakışındaki feri söndürdük, kimin sessiz feryadını duymazdan geldik? Dünya dediğin, bir nefeslik gölge oyunu. Birazdan perde kapanacak, ışıklar sönecek ve elimizde kalan tek şey, bir gönüle girip girmediğimiz olacak.
Eğer bir insan ağlıyorsa, dünya biraz daha kararır. Eğer bir insan, incindim diyemediği için susuyorsa, o sessizlik kıyametin provasıdır. Esîr-i gurbet olan bu canları, bu dünya sürgününde daha fazla yalnızlaştırmayalım. Yumuşak bir söz, içten bir tebessüm ve seni anlıyorum diyen bir bakış; sanırım her kalbe şifa gibi gelir.
Şair ne diyordu yukarıdaki beyitte: “Hazer kıl!” Yani sakın, kork, çekin… Hiçbir canı incitmemek gerek… Çünkü incitmeyen, incinmez; gönül alanın gönlü her daim bahar kalır.




