
Ne acıdır ki tarih, bazen en ağır derslerini milletlerin zayıf anlarında verir.
Bugün İran’da yaşanan görüntüler üzerine düşünürken insanın zihni ister istemez kendi tarihine gidiyor. Dış müdahalenin bir kesim tarafından sevinçle karşılanması, ilk bakışta şaşırtıcı gibi görünse de aslında toplumsal psikolojinin acı bir gerçeğidir: Baskı altında kalan toplumlar, bir süre sonra “yeter ki değişsin” duygusuyla hareket edebilir.
Ancak tarih şunu defalarca göstermiştir:
Dışarıdan gelen her değişim, özgürlük getirmez.
1979’daki İran İslam Devrimi ile ABD destekli Ayetullah Ruhullah Humeyni öncülüğünde kurulan düzen, yine zamanında ABD desteği ile hayat bulan Muhammed Rıza Pehlevi dönemine tepki olarak doğmuştu. Yani İran’ın yakın tarihi, zaten dış etkilerle şekillenmiş bir denge mücadelesinin ürünüdür. Bugün yeniden dış müdahale tartışmaları yapılırken şu soruyu sormak gerekir. “Bir milletin kaderi kaç kez başkalarının masasında yazılabilir?”
Biz bu filmi bundan yıllar yıllaqr önce gördük.
İstanbul işgal edildiğinde, İzmir’e Yunan askeri çıktığında, memleketin bir kısmı bunu alkışladı. İşgalcilere karşı gelmenin halifeye karşı gelmek olacağına dair fetvalar yayımlandı. Gazeteler yazdı, dergiler bastı. “Direnmek akılsızlıktır” denildi.
Sonra gerçekler ortaya çıktı.
Tecavüzler, yağmalar, aşağılamalar, hamile kadınların süngülenmesi, tacizler, alçaklıklar..
Milletin haysiyeti çiğnendikçe alkışlar yerini feryada bıraktı.
Tam o noktada bir avuç insan meseleyi doğru yerden okudu. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bunun bir iktidar meselesi değil, bir varlık-yokluk meselesi olduğunu gördü. “Ya istiklal ya ölüm” sözü bir hamaset değil, tarihsel bir zorunluluktu.
Bugün İran’da yaşananlar bize bir gerçeği hatırlatıyor. Baskı altında tutulan toplumlar sessizdir ama o sessizlik her zaman rıza değildir. O sessizlik bazen korkudur, bazen bekleyiştir. Ve bir gün şartlar değiştiğinde sokaklara taşabilir.
Fakat bir başka gerçek daha var:
Dış güçlerin getirdiği düzenler, kalıcı meşruiyet üretemez. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan^da yaşananlar ortadadır. Değişim dışarıdan geldiğinde bedelini çoğu zaman halk öder.
Asıl mesele şudur.
Bir millet kendi kaderini kendisi mi tayin edecek, yoksa başkalarının senaryosunda figüran mı olacak?
Büyük liderlerin farkı burada ortaya çıkar. Onlar dış rüzgâra yaslanmaz, milletin öz gücüne güvenir. Bağımsızlık, ithal bir kavram değildir. İnşa edilir, bedeli ödenir ve korunur.
Tarih sabırsız toplumlara pahalı dersler verir.
Ve her işgal alkışı, er ya da geç bir pişmanlık yankısına dönüşür.
Büyük adammışsın Atatürk.
Toprağın rahmet yağmuruyla ıslansın.




