
Siyah önlük, beyaz yaka ile başladık hayata. Tahta sıralarda dirsek çürüttük. Fasulye tanelerinden sayı boncuğunu öğrendik. Teksir kâğıtlarından çoğaltılmış defter aralarında büyüdük.Kareli defterimiz olmazdı da, kurşun kalemle şöyle bastırmadan kareli defter yapardık.
Benim tarih dağarcığımda; bu millete, altın kasede verilen zehir olan en büyük kötülüklerden birisi olan, Marshall Planı yardımlarının gölgesinde dağıtılan süt tozunu da gördük, “yokluk” kelimesinin gerçek anlamını da.
Gaz lambasının titrek ışığında ders çalıştık. Gazeteden kesekağıdı yaptık, sattık bile…. Pazardan alınan şeker, o kâğıt torbaların içinde eve geldi. İsrafı ayıp, kanaati erdem bildik.
Sonra memleket büyüdü… Ama sancılı büyüdü. Bugüne kadar kaç Cumhurbaşkanı, kaç başbakan geldi geçti. Belki ilk belki son başbakanı biz gördük. Parlamenter sistemi de gördük. Bugün ne olduğuna hala kafa yorduğum bu sistemi de..
1960 Darbesi, 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül Darbesi…Ve yıllar sonra 15 Temmuz Darbe Girişimi.
Tank sesini de duyduk, sela sesini de. Sandığın kıymetini de bildik, vesayetin ne demek olduğunu da.
Bir yanda Hacı Murat ile ilk direksiyon heyecanı…Bri yanda Amerikan filmlerinden fırlamış gibi duran Chevrolet Impala hayalleri…
Bizim hafızamızın bir köşesinde kağnı tekerinin gıcırtısı vardır.Anadolu’nun toprak yollarında ağır ağır ilerleyen kağnılar…Üzerinde buğday çuvalı, odun demeti, bazen bir gelin sandığı.
Elektrik yokken sabahı bekleyen köyler, harman yerinde savrulan başaklar…
Ve saban…Toprağın bağrını yaran demir.Alın terinin çizgi çizgi toprağa düştüğü anın şahidi.
Traktör gelmeden önceki emek.
Motor sesi yokken öküz nefesinin duyulduğu zamanlar…
Biz hem kağnıyı gördük, hem kamyonu.
Depremlerle sarsıldık. Kuraklıkla kavrulduk. Kıtlık korkusunu da yaşadık, bolluğun şımarıklığını da gördük. Tüp gaz kuyruklarında sabrettik. Yağ sırası beklerken haysiyetimizi kaybetmedik. Ama biz, yalnızca şehir çocukları değildik.
Bir milletin onuru için ambargoya direnmeyi de bildik.
Kıbrıs Harekâtı’nda “gerekirse yalnız kalırız” diyen bir iradenin arkasında durduk. Amerikan baskısına boyun eğmeyip yokluğu göze aldık.
Salgın gördük. Küresel korkular gördük. Savaşların televizyon ekranlarından evlerimize nasıl sızdığını gördük. Soğuk Savaş’ı da yaşadık, dijital savaşı da.
Kasetçalarla büyüdük, akıllı telefonla torun sevdik.Plağımız oldu plağımız, taş plak değilse de, plaktı işte.. Kimine Kamuran Akkor’dan “Sev Yeter!.” Kimine Zeki Müren’den “İntizaR.”
Biz nasıl bir kuşağız biliyor musunuz?
Geçiş kuşağıyız.
Gaz lambasından LED’e, mektuptan WhatsApp’a, mahalle kültüründen site yaşamına geçişin canlı tanıklarıyız. Hem yokluğu bilen hem bolluğa şahit olan, hem darbeyi gören hem sandığa sarılan bir kuşağız.
Biz, sabretmeyi bilen bir kuşağız.
Devleti yıkılmasın diye susmayı da bildik, gerektiğinde meydanlara inmeyi de.
Belki romantik değiliz. Belki biraz sertiz. Ama gördüklerimiz bizi böyle yaptı.
Şimdi soruyorum:
Bu kadar badire atlatmış bir milletin evlatları olarak hâlâ umutsuz olmaya hakkımız var mı?
Biz çok şey gördük.
Ama her şeye rağmen ayakta kalmayı da gördük.
İşte bizi biz yapan tam da bu.
Sağlıcakla kalın…




