reklam
reklam
DOLAR 44,2795 % 0.22
EURO 50,5902 % -0.78
STERLIN 58,5955 % -0.84
FRANG 55,9650 % -0.45
ALTIN 7.136,03 % -0,98
BITCOIN 70.737,29 -0.917

Gönül Bahçesinin Çilesi ve Rayihası

Yayınlanma Tarihi :
Gönül Bahçesinin Çilesi ve Rayihası

İnsan, bu dünya gurbetine mana deryasından kopup gelmiş bir garip yolcu gibidir. Yol boyu ayağına taşlar takılır, gönlüne dikenler batar; kimi zaman en yakın bildiklerinden cefa görür, kimi zaman merhamet beklediği ellerce hırpalanır. Fakat hayatın bitmek bilmeyen keşmekeşi içinde, ruhun sükûnete ereceği bir liman vardır ki o da Hz. Ali’nin gönül ibriğinden süzülen şu muazzam tavsiyesinde ifadesini bulur: “Sen, kendisini koparan elde kokusunu bırakan çiçek gibi ol.”

Bu söz, sadece bir ahlak tavsiyesi değil; varoluşun en ince, en latif sırrına işaret etmektedir. Zira insan olmanın şerefi, maruz kaldığı kötülüğe aynı tonda cevap vermekte değil, kendi öz cevherini koruyabilmektedir.

Bir çiçeği tahayyül ettiğinde görürsün ki, dalında nazenin bir eda ile dururken, hoyrat bir el uzanır ve onu can evinden, toprağından ayırıverir. O an çiçek için bir zeval, bir bitiştir. Lakin çiçek, can yakıcı koparılma anında dahi intikam peşinde koşmaz. Bilakis, o hoyrat elin üzerine en zarif rayihasını, en derin kokusunu bırakır ve bir kenara çekilir. İşte bu, iyiliğe gark olma makamıdır. Yani kötülükte karşılıklı mücadele etmek ya da yok olup gitmek yerine, iyiliğin içinde kalıcı olmaktır.

Çoğu insan zaman zaman nefsinin o dar kalıplarına sıkışır kalır. Bir söz söylenince bin ah işittirmek, kalbini kıranın dünyasını başına yıkmak ister. Oysa bilmez ki, nefretle sıkılan yumruğun içinde çiçek barınmaz. Kötülüğe kötülükle mukabele etmek, karanlığı karanlıkla yok etmeye çalışmak gibidir; beyhudedir, sadece karartıyı artırır. Oysa o necip çiçek, kendisine kasteden ele bile güzellik bahşederek, aslında o elin sahibine kendi çirkinliğini aynalayan bir letafet sunar.

Mevlânâ felsefesinde insan, bir “ney” gibidir; içi boşaldıkça ilahi nefesle dolar. İçi kinle, nefretle, intikam hırsıyla doluysa, ferahlatıcı nefesin bir seda vermesi mümkün müdür? İnsan-ı kâmil olma davası güden yolcu, maruz kaldığı her cefayı bir “yâr eli” gibi görmelidir. Mademki bu âlemde her şey bir takdir-i ilahi ile vuku bulur, o halde canını yakan dalından  “koparılma” hadisesi de kişiyi pişiren, hamlıktan kurtaran bir çileden ibarettir.

Osmanlı irfanında bu duruşa “rızâ” denirdi. Rızâ makamı, başına gelen her türlü musibeti bir gül şerbeti gibi içebilmek, kahrı lütuf bilmektir. “Lütfun da hoş, kahrın da hoş” diyebilen bir gönül, koparıldığı vakit feryat etmez, sadece koku saçar. Çünkü o gönül bilir ki, çiçeği koparan el aslında kendi manevi noksanlığına mahkûm bırakandır; çiçeğin vazifesi ise ne olursa olsun fıtratındaki güzelliği sergilemektir.

Bugünün modern dünyasında, egoizmin ve “ben” merkezli hayatların kuşatması yediden yetmişe insanlığı abluka altına almış durumda. Herkes bir hak arama telaşında, herkes bir savunma hattında. Oysa toplum denilen büyük gövdenin sağlıklı nefes alabilmesi için, “koparan elde koku bırakacak” kadar vakur ve cömert ruhlara ihtiyacı var. Affetmek, sadece karşı tarafı özgür kılmak değil, aynı zamanda kendi ruhunu o nefret zincirinden kurtarmaktır.

Ne yazık ki hırpalanmış bir dünyada yaşıyoruz. Gönüller yorgun, zihinler bulanık. Böyle bir iklimde Mevlânâ’ca yaşamak; şefkatle bakmak ve sabırla beklemek oldukça zor… Yine de unutmamalıdır ki; sert rüzgârlar koca çınarları devirir de yerdeki o yumuşak çimene dokunamaz. Nezaket ve zarafet, dünyanın en büyük gücüdür. Kendisini koparan eli bile mest eden koku, aslında bir zafer nişanesidir. Şiddetle kazanılamayacak olanı, sessiz koku her zaman celbeder.

İnsan düşünürse eğer, eşref-i mahlûkattır. Hamurunda sevgi, mayasında rahmet vardır. Varsın koparanlar koparsın, dallarını kıranlar kırsın… Nihayetinde dikene dokunanın eli kanar, çiçeğe dokunanın gönlü uyanır. Koku yayılır, bahar gelir, vuslat olur…

Bu dünya pazarında baki kalan ne şöhrettir ne de servet; sadece o asude gönülden süzülen “hoş bir sadâ” ve “mis gibi bir koku”dur.

YORUM YAP