reklam
reklam
DOLAR 44,2795 % 0.22
EURO 50,5902 % -0.78
STERLIN 58,5955 % -0.84
FRANG 55,9650 % -0.45
ALTIN 7.136,03 % -0,98
BITCOIN 70.737,29 -0.917

Mecnun Olmak

Yayınlanma Tarihi :
Mecnun Olmak

Vaktiyle Şam ile Bağdat arasında ticaret kervanları gidip gelirmiş.

Develerle yapılan bu yolculuk günler, hatta haftalar sürermiş. Çöller aşılır, vadiler geçilir; bazen de yol, haramilerin ve haydutların pusu kurduğu dar geçitlerden geçermiş. Kimi zaman kervanlar soyulur, kimi zaman da yolcular canlarından olurmuş. O zamanın ticareti biraz da cesaret işiymiş.

Mecnun’un Efdal isminde zengin bir dostu varmış. Büyük kervanları, güçlü develeri, yanında çalışan nice adamı varmış. Bir gün Efdal’in Bağdat’a doğru büyük bir kervan hazırladığını duyan Mecnun, soluğu dostunun kapısında almış.

“Duydum ki Bağdat’a kervan götürecekmişsin,” demiş.

“Sen benim yıllardır dostumsun. Sana bir zahmetim olacak… Necef’te yaşayan canımın cananı, gönlümün sultanı Leyla’ya selamımı götürür müsün?”

Efdal, Mecnun’u çok severmiş. Onu kırmak istememiş ama Necef yollarının tehlikeli olduğunu da bilirmiş.

“Peki,” demiş. “Ama Leyla’yı nasıl bulacağım?”

Mecnun gülümsemiş:

“Necef’e varınca kime sorsan gösterir. ‘Mecnun’un dillere destan aşkı Leyla nerede?’ de, herkes seni götürür.”

Çaresiz kabul etmiş Efdal.

Kervan hazırlanmış, develer yüklenmiş ve yola çıkılmış. Günler geçmiş, yollar aşılmış. Nihayet Necef yol ayrımına gelmişler ve Efdal sözünü tutmak için kervanı o yöne çevirmiş.

Fakat talih yüzlerine gülmemiş. Daha iki gün gitmeden haramiler kervanı kuşatmış. Mallar yağmalanmış, direnmeye çalışanlar öldürülmüş. Efdal zor kurtulmuş ama kervanı neredeyse tamamen mahvolmuş.

Bin bir zahmetle Necef’e ulaşmış.

Hem başına gelenlere üzülüyor hem de içten içe Mecnun’a sitem ediyormuş:

“Başıma ne geldiyse Mecnun’un Leyla sevdasından geldi.”

Bir sokakta oynayan çocuklara rastlamış.

“Evlatlar,” demiş, “burada Mecnun’un sevgilisi Leyla varmış. Nerede oturur?”

Çocuklar hep bir ağızdan bir kapıyı göstermişler:

“İşte orada!”

Efdal kapıyı çalmış.

Kapıyı bir ayağı topal, bir gözü görmeyen, kamburu iyice belirgin bir kadın açmış.

“Leyla’yı arıyorum,” demiş Efdal.

Kadın sakin bir sesle cevap vermiş:

“Leyla benim.”

Efdal şaşırmış.

“Nasıl olur?” demiş. “Mecnun’un yere göğe sığdıramadığı Leyla sen misin?”

Kadın gülümsemiş.

“Evet, benim.”

Efdal çaresiz mesajı iletmiş:

“Mecnun sana selam gönderdi.”

Leyla sevinmiş:

“Sen de ona selamımı götür.”

Efdal, dönüş yolunda hem uğradığı felakete üzülüyor hem de Mecnun’a içten içe kızıyormuş.

Nihayet Şam’a dönmüş ve doğruca Mecnun’un yanına gitmiş.

“Sen bana bu kötülüğü nasıl yaptın?” diye çıkışmış.

“Senin için yolumu değiştirdim. Haramiler kervanımı yağmaladı, adamlarım öldü. Sırf sana verdiğim sözü tutmak için.”

Sonra öfkeyle devam etmiş:

“Bir de gördüğüm Leyla…

Ayağı topal, bir gözü görmüyor, kamburu beline inmiş.

Senin yere göğe sığdıramadığın Leyla bu muydu?”

Mecnun başını kaldırmış ve sakin bir sesle sormuş:

“Sen Leyla’yı benim gözümle mi gördün?”

İşte mesele de tam burada başlar.

Her insanın bir Leyla’sı vardır.

Kimi için bir insan, kimi için bir dava, kimi için bir memleket, kimi için bir inanç…

Dışarıdan bakanlar o sevgiyi anlayamaz.

Çünkü aşkın gözü başkadır.

Birinin sıradan gördüğünü, diğeri cennet gibi görür.

Birinin kusur saydığını, diğeri güzelliğin ta kendisi sayar.

Çünkü gerçek sevgi gözle değil, gönülle görülür.

Ve bazen dünyadaki en büyük hakikat şu cümlenin içinde saklıdır:

“Sen Leyla’yı benim gözümle mi gördün?”

YORUM YAP