
Her günahkâr, en az bir kez affedilmeyi hak eder.Peki biz, kimlere bu hakkı kaç kez tanımadık?
Bugün bazı kalemler, bazı sözde aydınlar, bir insanın geçmişi üzerinden hüküm kurmayı bir alışkanlığa dönüştürmüş durumda. Dillerinde aynı cümle. “Geçmişiyle yüzleşsin.”
Bu insanlara şunu sormak gerekmez mi. Yüzleşme dediğiniz şey nedir?
Bir cümle mi, yoksa geç gelen bir itiraf mı? Yoksa insanın her sabah kendi vicdanıyla göz göze gelmesi mi?
İnsan, sevdiklerinden uzak kaldığında en çok kendisiyle baş başa kalır. Gurbet, sadece bir coğrafya değildir; insanın vicdanıyla aynı odada kilitli kalmasıdır.
Ve o kapının anahtarı, çoğu zaman kimsede yoktur. Bazı yüzleşmeler sessiz olur, bazı cezalar görünmez,bazı hesaplar, insanın içine yazılır.
Her sabah aynı eksiklikle uyanmak… Her gece aynı düşünceyle baş başa kalmak…
İşte asıl yüzleşme budur.
Ama biz ne yapıyoruz?
İnsanı tek bir zamana, tek bir hataya, tek bir cümleye hapsediyoruz.Geçmişi büyütüp bugünü yok sayıyoruz.Oysa bu topraklar, Sivas gibi kadim şehirler çok şey görmüştür.
Sürgün görmüştür, yokluk görmüştür, yanlışlar da görmüştür, doğrular da…
Ama en çok da şunu öğretmiştir İnsan, hatasıyla değil; hatasından sonra ne yaptığıyla tartılır.
Anadolu’nun sessizliği, bazen en büyük mahkemedir.
Unutmadan, konuşmamayı tercih etmiştir halbuki. Ve biz burada biliriz ki,herkesin bir geçmişi vardır.
Ama herkesin yükü aynı değildir. Affetmek; suçu yok saymak değildir. Affetmek; insanı, hatasından daha büyük görebilmektir. Belki de asıl mesele şudur:.
Biz affetmeyi unuttuk.
Çünkü affetmek cesaret ister.
Çünkü affetmek, insanın kendi içiyle de yüzleşmesini gerektirir.
Ve çoğu zaman, başkasını yargılamak, kendimizle yüzleşmekten daha kolay gelir.
Ama bu topraklarda bir söz vardır. İnsan, en ağır hesabı kalbinde verir.
Ve bazen en büyüük cezayı kimse görmez.
Ama insan yine de çeker.
Ve o zaman,affetmek bir lütuf değil,bir hak olur.
Sağlıcakla kalın.




