
Geçtiğimiz hafta Muğlaspor maçını izlerken yanımda oturan Ali Yavuz ve Abdullah Yiğit’e, “Bu iki hafta Manaj’a dikkat etmek lazım. Ya kart görecek ya da sakatlanacak.” demiştim. Maçı kazasız belasız atlattık diye düşünüyordum ki hafta içinde kulüpten açıklama yapıldı: Uğur ve Manaj sakatlanmıştı.
Ben şimdi bunu “Kehanetim gerçekleşti.” diye yazmıyorum. Bunu bilmek için fal açmadım. Manaj’ın sakatlığıyla ilgili “numaradan sakatlandı” gibi kesin hüküm içeren bir iddiam da yok. Bunu tahmin etmek için ayrıca bir veriye de gerek yok. Çünkü bu, Manaj’ın rutini.
Manaj’ın Sivasspor’da forma giydiği süre zarfında sezon başı ve devre arası kamplarında, millî takım aralarında arkadaşlarıyla aynı süre boyunca kaldığı istisnai bir durum. Nitekim bu millî takım arasında da arkadaşlarından erken döndü.
Şimdi bunu “Ben söylemiştim.” demek için yazmıyorum. Kehanet falan da değil. Manaj’ın sakatlığı üzerinden “Kesin böyledir.” diyecek bir iddiam da yok. Ancak ortada uzun zamandır dikkat çeken bir gerçek var.
Daha da vahimi, sakatlık haberlerinin açıklanmasının ardından şehrin üzerine adeta bir karamsarlık çöktü. Teknik heyetten gazetecisine, sokaktaki vatandaştan tribündeki taraftarına kadar kiminle konuşsak aynı cümleyi duyduk:
“Keçiörengücü maçını kaybederiz.”
Neden?
Cevap hazırdı:
“Sakatımız çok.”
Sanki Sivasspor’un on bir, bilemedin on iki oyuncusu varmış gibi…
Sanki biz Galatasaray’ız da Osimhen sakatlanmış gibi…
Oysa sahaya çıkınca gördük ki mesele hiç de öyle değilmiş.
Sivasspor, bu iki haftalık süreçte sakat oyuncularından yalnızca Kamil’in eksikliğini ciddi anlamda hissetti. Keçiörengücü karşısında sol bekte Yusuf, orta sahada Oğuzhan ve Mert, Manaj’ın yerinde ise Ceesay aslanlar gibi mücadele etti.
Arda ise haftalardır başka bir gerçeği yüzümüze vuruyor:
Bu takımın kaleci transferine ihtiyacı olmayabilir.
Sonradan oyuna girip takımına puanı getiren golü atan Emre Gökay ise yıllardır “Ben buradayım.” diye haykırıyor.
Daha da önemlisi, Sivasspor golü attığında sahada yalnızca sakatlıkları nedeniyle forma giyemeyen Uğur ve Manaj yoktu. Etemi, Amilton ve Cihat gibi tecrübeli oyuncular da sahada değildi.
Yani sahadaki Sivasspor, deyim yerindeyse gençlerden kurulmuştu.
Ve o gençler, ilk deplasman beraberliğini getirdi.
Biz bu maça Uğur ve Manaj sakatlanmadan önce düşündüğümüz ideal kadroyla çıksaydık, sonuç çok mu farklı olacaktı?
Kesinlikle hayır…
Altı haftada ortaya koyduğumuz oyun bize bunu söyletiyor. Zaten Sivasspor, İsmet Hoca’nın ideal kadrosuyla deplasmanlarda yeniliyor, içeride berabere kalıyor. Bu maçta mecbur kalınan değişiklikler bize ilk deplasman puanını getirmenin yanı sıra dönüp gençlere bakmamız gerektiğini de gösterdi.
Demek ki neymiş?
Gençlere şans vermek gerekirmiş.
Sivasspor’un maddi ve manevi kurtuluşu gençlere dönmekmiş.
Ne varsa gençlerde varmış.
İyi ki zamanında Mecnun Başkan ve Erdal Sarılar altyapıya yatırım yapma kararı almış.
İyi ki Murat Dizdar getirilmiş ve bu akademi kurulmuş.
Şimdi ise akıllı olup o emeğin meyvelerini toplama zamanı.
Bunun için yapılması gereken şey çok basit:
Gençlere güvenmek.
Hata yapacaklarsa onlar yapsın.
Puan kaybedeceksek onlarla kaybedelim.
Ne varsa gençlerde var!




