reklam
reklam

Akbabalar nerede yaşar?

Yayınlanma Tarihi :
Akbabalar nerede yaşar?

Yıl 2000.. İlk göz ağrım, bende derin hatıraları olan, şimdi rahmeti Rahman’a kavuşmuş olan Doktor Hidayet Çolakoğlu ağabeyimizin İmtiyaz Sahibi olduğu, Yenülke Gazetesinde yazdığım ilk yazılardan birisinin, belki de, ilk yazının başlığıdır bu.

Akbabalar Nerede Yaşar?

Yazmaya başladığım ilk yılların henüz toyluğu ile, o dönemler başta Sivas olmak üzere, ülkenin bir çok yerinde, varlığı yokluğundan daha tehlikeli olan YİMPAŞ, ve diğer yeşil sermaye mahsulü olan, gariban halkın yadadişinden tırnağından artırdığı birkaç kaç kuruşun, yüzü suyu hürmetine nemasını bekleyen vatandaşlarımızın bir şekilde soyulduğu düzeni ifade etmeye, bu insanların parasını çalan zihniyetinde Akbaba olduğunu ifade etmeye çalışmıştım.

Aradan geçmiş koskoca 26 sene.. Bazen para değerlidir, bazen de  insan;  insanın cebindeki paradan daha değerlidir.

Çünkü mesele sadece para değildir.Mesele güvendir.Son günlerde Türkiye’nin gündemine oturan “batık fon” tartışması da tam olarak böyle bir mesele.

Bir tarafta parasını değerlendirmek isteyen vatandaş…Dğer tarafta bizim o eski akbabalarımız..

Diğer tarata profesyoneller tarafından yönetildiğine inanılan yatırım fonları…Ve ortada cevap bekleyen çok sayıda soru.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun açıklamalarına göre, 2025 yılının son çeyreğinde bazı yatırım fonları üzerinden, fiili dolaşım oranı düşük hisselerde şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri tespit edilmiş. SPK, bu gelişmeler üzerine düzenlemeler yaptığını ve fonlar üzerinden manipülasyon imkânını sınırlandırmayı amaçladığını açıkladı.

Burada vatandaşın sorduğu soru çok basit.“Ben paramı bankaya değil de fona yatırdıysam, neye güveneceğim?”

İşte asıl mesele burada başlıyor.Çünkü yatırım yapan vatandaşın tamamı borsa uzmanı değil.Herkes şirket bilançolarını okuyamaz.Herkes bir hissenin gerçek değerini hesaplayamaz.Herkes fonun içindeki varlıkları, riskleri, likiditeyi, değerleme yöntemlerini anlayamaz.Vatandaşın önemli bir bölümü şuna bakar.

“Bu kurum yetkili mi?”“Bu fon yasal mı?”“Bu işi devlet denetliyor mu?”Ve sonra parasını emanet eder.

Zaten yatırım fonlarının mantığı da bir ölçüde budur. Fon, mevzuat ve izahname çerçevesinde profesyonel şekilde yönetilir; fon kurucusunun da yatırımcı haklarını koruma ve fonu mevzuata uygun yönetme sorumluluğu bulunur.

O halde bugün tartışmamız gereken sadece “Kim ne kadar kaybetti?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur.Bu riskler neden daha önce görülemedi veya görüldüyse neden daha erken önlem alınmadı?

Çünkü SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasında, söz konusu sorunların 2025 yılının son çeyreğinde gözlemlendiği ve 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında da gündeme geldiği belirtiliyor.

Demek ki mesele bir gecede ortaya çıkmış değil.Bir sürecin sonunda bugünlere gelinmiş.İşte vatandaşın kafasını kurcalayan nokta da burası.

Eğer tehlike önceden görülmüşse, yatırımcı neden daha erken ve daha anlaşılır biçimde bilgilendirilmedi?

Eğer bazı hisselerde olağandışı hareketler görülmüşse, bu hareketlerin arkasındaki mekanizma neden daha önce durdurulamadı?

Ve en önemlisi…

Tasarruf sahibinin güvenini kim yeniden inşa edecek?Çünkü para kaybedilebilir. Borsa düşebilir.

Fon değer kaybedebilir.Yatırımın doğasında risk vardır.

Bunu herkes biliyor.Ama vatandaşın bilmediği şey, karşısındaki sistemin ne kadar güvenilir olduğudur. Asıl mesele akbabalara yakalanmak değil..

Güvenin su almasıdır.

YORUM YAP