reklam
reklam
reklam

Azın Çoğu

Yayınlanma Tarihi :
Azın Çoğu

Çoğun içinde kaybolan azlar vardır; manzaraları azaltan duvarların yüksekliği, sessizliği küçülten şehirlerin büyüklüğü. Hissizliği, kalbini fazlaca meşgul edenlerin… Az, çoğun içinde derişir. Gecekondular, gökdelenler, binalar, betonlar, tuğlalar çoğalırken; bu çokluk balıkları, ırmakları, ormanları biçer, devasa bir öğütücüye dönüşerek. Tüketim arttıkça tabiidir ki kaynaklar azalır. Sevgi arttığında kin azalır. Öfke azaldığında merhamet artar. Bilginin çoğalması bazen ve hikmetin azalması raflar dolusu kitaplara rağmen… Ne garip! Çok konuştukça söz azalır; az konuştukça sözün ağırlığı artar. Çok bildiğini düşünenin merakı azalır; az bildiğini bilenin merakıysa artacaktır.

 

Hırs arttıkça kanaat azalır. Dünya hırsıyla tamahını tomar tomar paralarla doyuran insan, servetini çoğaltırken kanaatini azaltır. Her çoğalış bir zenginleşme değildir; bazı çoğalmalar, eksilmenin başka adıdır. Bencillik arttıkça paylaşmak azalır. Buna karşın adalet arttıkça da zulmün alanı azalır. Bir insanın içinde hangisini çoğaltırsanız, diğeri kendisine daha az yer bulur. Öfke harlandığında merhameti yakar, kavurur, savurur. Kin ve kibir çoğunluğa dönüştüğünde, iyilik kalabalığın içinde azınlıkta kalır. Önyargı arttıkça anlamak azalır. Yargılamak arttıkça dinlemek azalır. Güven arttıkça da şüphe azalır.İyilik çoğaltılmadığında kötülük kendiliğinden çoğalır. Ekran süresi arttıkça gökyüzüne bakma süresi azalır. Eşyalar çoğaldıkça ferahlık azalır. Sıkıştık dünyanın kalabalıklarında… Daha çoğuna sahip oldukça, kendimize daha az yer kaldı. O kadar çoğaldık ki kendimize yer kalmadı. Zaman hızlandı; sabrımız yavaşladı. Ulaşabildiklerimiz çoğaldı, kıymetini bildiklerimiz azaldı. Bağlantılar çoğalttık, bağ kurmak azaldı; gönlün sağduyusunu hiçe sayarak. Günün sonunda mesele “ne kadar?” değil, “neyin pahasına?” sorusuna dönüştü.

 

Az bilmek için çok okumak gerekir. Az konuşmak için çok düşünmek, çok dertlenmek. Bilgelik belki de her şeyi bilmek değil, bilmediklerinin karşısında susabilecek kadar çoğalmaktır. İnsan bazen hiçbir şey bilmez hâle geldiğinde bilge olur; hiçliğin içinde varlığını fark eder. Çünkü bilgi arttıkça cevaplar çoğalırken, hikmet bazen soruların içinde saklanır. Teknoloji çoğalabilir, makineler çoğalabilir, binalar çoğalabilir, bilgi çoğalabilir. Fakat vicdan, merhamet, adalet ve sorumluluk bunların gerisinde kalırsa, çoğalan şeylerin arasında insanın kendisi azınlıkta kalır. Yapay zekâ uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Emeç’in sorusundaki gibi: “Hatırlamayı makinalara devrettik. Karar vermeyi de devredecek miyiz?” Mesele makinelerin çoğalması değil aslında. Mesele, insanın kendi payını azaltması. Sonsuzluk onunken varlığını virgülden sonraya yuvarlaması.

 

Ne garip değil mi? Çoğalırken eksiliyoruz. İnanırken isyana, güçlenirken merhametsizliğe meylediyoruz. Dünyada savaş varsa, kazanan da bir şeyler kaybediyor. Çünkü savaş yalnızca karşı tarafı yıkıp viran etmiyor; insanın içindeki merhametten de birer tuğla koparıyor. Acıya refakat etmek yerine onu seyretmeye alıştığımızda, insanlığımızdan bir parça daha eksiliyor. Eksikliklerimizin tuğlaları görünmez kılıyor ayan beyan ortada olanları. Kalbin üzerine yıkılıyor kapkara bir enkaz. Görüşümüzü kapatıyor.

 

Hürriyeti avaz avaz haykırmak istiyor içimizdeki tutsaklıklar. Belki de “Özgürlük, en doğru cümleyi bulmak değil; o cümleyi ararken sesini kaybetmemektir.” (Zaisa) İnsan, söylemesi gereken yerde susmayı alışkanlık hâline getirirse, sessizlik de zamanla çoğunluğa dönüşür. Bir başkasının acısına içimizde yer açtıkça kendi acımızın ağırlığı azalır. Çünkü insan, başkasının yarasına dokunduğunda kendi yarasının da yalnız olmadığını anlar. Oysa her çağın bir kırılma noktası vardır. Karanlık arttığında geceye, aydınlık arttığında gündüze dönüşür dünya. Bir eşik vardır; azın çoğa, çoğun aza dönüştüğü görünmez bir eşik. Nesilleri tüketen, hevesleri söndüren, hayalleri yıkan da bazen o eşiğin aşılmasıdır.

 

Öyleyse asıl soru şu: Tüketirken yenilemeyi neden unuttuk? Çoğaltırken neyi eksilttiğimize neden bakmadık? Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazlasına sahip olmak değil, neyin fazla olduğunu fark edebilmek. Ve bazen mesele, az mı kaldık yoksa çoğa mı ulaştık değildir. Mesele şudur: Çoğalırken kendimizden ne kadarını eksilttik?

 

Ah! Dengeyi bozan çabamız! Seçenekler arttıkça, karar vermenin huzurunu kaçırdık/azalttık. Benlik büyüdükçe sonsuz âlemde kendimizi daha da küçülttük. Az mı kaldı yoksa çoğa? Çok olmak için hep azalacak mıyız biz seninle…

 

 

YORUM YAP