reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Bir Şehrin Hafızası

Yayınlanma Tarihi : Google News
Bir Şehrin Hafızası

İkiz Boğa – Ryhton heykelinin önündeyiz. Sivas Arkeoloji Müzesinde.

Müzeler şehrin hafızasıdır, yaşayan, dünden bugüne ele geçen buluntuların sergilendiği belleklerdir. Bellekte sergilen her bir obje, izleyenlere bu toprakların yaşanmışlıklarını somut örnekleriyle gözler önüne serer ve geçmişi bugüne taşır. Dün nasıl ki gelip geçmişse bugünde geleceğin geçmişidir. Bırakabildiklerimiz bizden taşınacak izlerdir. Nasıl ki her anımız ve her vücuda getirdiğimiz bize ait ve bizim yaptıklarımızın örnekleriyse, müzelerde gördüğümüz objelerde bu toprakların geçmişteki emek ve ürünleridir; hayalleri ve düşleridir, onlara yaslanarak zamana bıraktıklarıdır. Bugün misafirlerimizle beraber düne bakıyoruz, geçmişimize bir kapı aralıyoruz hep birlikte müzede.

Müzelerde gezmek tarihte gezmektir, zaman tünelinde bu toprakların evveline uzanan bir yolculuktur.

Rehberimizin anlattıklarıyla bundan 3 bin yıl öncelerine gidiyoruz. Hititlerin bugüne kalan İkiz Heykelini izliyor ve dinliyoruz. Bu coğrafya insanoğlunun yeryüzünde yaşadığı bilinen ilk dönemlerinden beri yerleşim alanı olmuş hep, önde gelen ve önemli bir merkez olarak. Toprağın altından kazdıkça geçmiş dönemlerde bu topraklarda hayat sürmüş birçok medeniyete ait kalıntılar çıkıyor yeryüzüne ve müzelerimizde sergileniyor. Sarissa’dan çıkarılan İkiz Boğa heykeli de işte onlardan biri…

Rehberimiz, İkiz Boğa’yı, Sarissa’yı ve Sivas bölgesindeki Hititler döneminden kalma Kayalıpınar, Yarhisar civarındaki kazıları ve buluntuları anlatıyor bize.

Sarissa önemli. Bu ifade, tarihin ilk savaş antlaşması olan Kadeş Antlaşması’nda ve Sarissa’daki Hitit yapısında bulunan çivi yazısı tabletlerin üzerinde açıkça geçmekte. İşte Sarissa’da yapılan kazılarda ele geçen altın yüzük, ok uçları, mühür baskıları, çivi yazılı tabletleri, çeşitli çanakları ve diğer buluntuları izliyoruz müzede. Ve diğer bölümlerini İstanbul’dan gelen misafirlerimizle birlikte geziyoruz. Sivas yöresinde 9 milyon yıl önce yaşamış çeşitli memeli hayvanlara ait fosil kalıntıları, Kalkolitik Çağ’a (MÖ 5500–3000), Eski Tunç Çağı’na (MÖ 3000-2000) ve Hititler’e ait birçok buluntunun yanı sıra Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerin de izliyoruz müzede. Ayrıca Osmanlı döneminde Hafik’te 1916’da yapılan ilk büst olma özelliğine sahip olan Osman Gazi’nin büstünü görüyor ve fotoğraflıyor misafirlerimiz. Yine Yarhisar bölgesinde ahır tabanında bulunan taban mozaikleri görülmeye değer eserler arasında.

Müzenin içeriği gibi binası da Osmanlı döneminden kalma tarihi bir anıt eser. Vali Muammer Bey tarafından 1914 yılında Mekteb-i Sanayi olarak yapılan bina daha sonra Sivas Sanayi Mektebi Demircilik atölyesi olarak eğitim veriyor uzun süre. Tamamen kesme taştan iki katlı olarak inşa edilen binaya doğu tarafındaki basık kemerli büyük kapısından giriliyor. Müzenin arka bölümündeki sonradan oluşturulan tümülüs ve çocuklar için kazı alanı ise müzeye farklı bir değer katmış. Arka bahçede dinlenme alanları da mevcut.

Arkeoloji Müzesinden sonra hemen karşısında bulunan son olarak Yarı Açık Cezaevi olarak kullanılan Sanayi Mektebi Müzesine yöneliyoruz. Yine kesme taştan 1902 yılında Sivas Valisi Reşit Akif Paşa tarafından II. Abdülhamit’e izafeten Hamidiye Mektebi olarak inşa edilen tarihi yapı, mimari açıdan kayda değer önemli bir eser. Geniş bir bahçenin içerisinde tarihi taş binaya doğru yürüyoruz misafirlerimizle. Yetimler başta olmak üzere 5 ila 13 yaş arasındaki çocukların hayata kazandırılması için “Hamidiye Sanayi Mektebi” olarak inşa edilen yapı 1961 yılında cezaevine dönüştürülmüş ve 60 yıla yakın cezaevi olarak kullanılmış. Şimdi ise yaşayan bir müze konsepitinde. Müzenin üst katında 3 ayrı oda var. Girdiğimiz ilk oda binanın ilk şekline, Sanayi Mektebi’nin dersliğine götürüyor bizi. O günün kıyafetleri ve eğitimleri benzer biçimde heykel ve maketlerle canlandırılmış bir derslik burası. İkinci oda ise cezaevinden kalan bir koğuş olarak yeniden tasarlanmış. İnsanı istemeyerek de olsa sürüklediği, zamanın ve hayatın mahkûm edildiği bir oda… Hüzün ve sükûnet hâkim, duvarlar dahi suskun.  Diğer odalarda ise Sivas’ın kültürünü yansıtan etnografik objeleri sergileniyor. Binanın diğer tarafında ise canlı bir müze var adeta. Halı ve Kilim Atölyesi, Müzik Aletleri Atölyesi, Sivas Ağızlığı ve Kalemi Atölyesi, Sivas Bıçağı Atölyesi, Sivas Tarağı Atölyesi, Gümüş Atölyesi, Bakır Atölyesi fiili olarak hem kurs hem satış olarak faaliyette. Alt katta ziyaretçiler için kafeterya ve konferans salonu yer alıyor.

Bahçesinde yeni yapılan ve eski dönem şehir arastalarını andıran Zanaatkârlar Çarşısı ise tasarımı, işlevi ve bölümleriyle görülmeye değer bir mekân olmuş. Müzeler bölgesine renk katmış, sevimli ve ilgi çekici.

Buradan ayrılıyoruz misafirlerimizle birlikte. Tarihi Şehir Meydanındaki 1884’de yapılmış üç katlı Hükümet Konağının zemin ve alt katında yer alan Sivas Şehir Müzesine gidiyoruz. “Bir şehrin Özeti” diye bahsedilen Sivas Şehir Müzesi şehrin dünden bugüne tarihini, coğrafyasını, insanlarını, el sanatlarından mutfağına, çocuk oyunundan düğün ölüm adetlerine, yer altı zenginliklerinden sanayisine, tarihi bina maketlerinden yetiştirdiği şahsiyetlere, sporundan basın tarihine bu şehirde her ne varsa hemen hemen hepsine yer verilmiş… Dünü bütün yaşanmışlıklarıyla görebilmek bal mumu heykelleri, bilgileri ve objeleriyle görebilmek mümkün… Birçok yönüyle Sivas’ın arşivi, hayatın yansıyan tabloları burada… Zengin, dolu dolu tüm yönleriyle dün bu müzede… Hititlerden Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Milli Mücadele ve Kongre günlerine tarihin içerisinde yürüyoruz adeta… Bir kazan simitçisinde konaklıyor, bir köy odasında soluklanıyorsunuz sanki… Sanal gerçeklik teknolojisiyle halay ekibine katılarak kısa bir sürede Sivas Halayı’na katılabiliyorsunuz, yine sanal gözlükle Gökpınar’ın derinliklerine dalabiliyorsunuz.

Bir şehrin özeti, bir şehrin müzelerdeki hafızası…

YORUM YAP