reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Bize Emanet Edilen Ömür

Yayınlanma Tarihi : Google News
Bize Emanet Edilen Ömür

Hayat işte böyle…

Başladığımız yerden farkında olalım veya olmayalım hep bir yerlere doğru gidiyoruz adım adım… Gidebildiğimiz yere bazen kendi irademiz bazen sürecin rüzgârıyla sürüklenerek yürüyerek, koşarak, engellere takılarak, tökezleyerek isteyerek ya da istemeyerek sürüklenip gidiyoruz işte. Bazen, durduğumuzu, duraksadığımı sanıyoruz bazen beklediğimizi, bekletildiğimizi ve hatta geri kaldığımızı… Her ne sanırsak sanalım, biliyoruz ki hayat devam ediyor ve biz bu süreci hep yaşıyoruz ve gidiyoruz… Hayat böyle işte…

Bir yerde beklemek dahi bir süreci tüketmektir, bir yere doğru yönelmektir, gitmektir, başlanılan şeyi sona erdirmeye matuf dondurularak sürdürülen bir süreçtir. İster duralım, ister bekleyelim aslında sürüklenip gittiğimiz bir yer vardır. Gittiğimiz o yer hep geçmişte, dünlerde kalır ama biz geleceğe, yarınlara doğru yol alırız hep… Bugünler dünümüzün yarınlarıydı, dün ise geçip gittiğimiz yerdi, zamandı, andı. Şimdi tükendi. Dünde kaldı. Sadece bir hatıra gibi algılıyoruz dünü, geçip gittiğimiz yeri, tüketip bitirdiğimiz zamanı…

Hepimiz, isteriz, en azından arzu ederiz, umut ederiz her zaman… Umut ederiz ki, gideceğimiz yerin ulaşacağımız menzilin, geçip gittiğimiz yerden daha güzel, daha müstesna bir mekân olmasıdır. Ve daha sevecen ve daha çok rahatlatan ve yücelten duygularla kuşatan olmasıdır, gönlümüzü, ruhumuzu ve yüreğimizi hoş kılan ortamlar olmasıdır…

Giderken düşündüğümüz, gittiğimiz yerin hoşluğudur. Arzu ettiğimiz güzelliğidir, Niyetimiz salih, umudumuz kavidir.

Gittiğimizde görürüz ve biliriz ki, nasıl gidiyorsak öyle karşılanırız.

Elimizde ne ile gidiyorsak onunla ağırlanırız. Umduğumuzu değil, götürdüğümüzü görürüz. Bizi karşılayan, gidişimize uygun olandır. Götürdüğümüze münasiptir. Ektiğimizi biçeriz, biçtiğimizle yetinmek zorunda kalırız. Umudumuz, ekmediğimizi, emek vermediğimizi ve daha fazlasını ve daha değerlisini arzu etse de, ne birikmişse kesemizde hesap ona göredir…

O nedenledir ki, geçip gitmekte olduğumuz yerin kıymetini ve ağırlığını hakkıyla idrakle mükellefiz, gereğini gerektiği biçimde yerine getirmek konumundayız.

Tüketerek zayi etmek değil, üreterek biriktirmek, gideceğimiz yere yüz akıyla gitmektir.

Biliriz ki, tükettiğimiz farkında olmadığımız ömürdür. Biriktirdiğimiz ya akçesinin geçerli olduğu dünyanın hüsnü kabul gören metaıdır ya da günübirlik zamanın günübirlik eşyası, makamı ve şöhretidir; biz giderken bizi bırakıp burada kalandır; burada iken onlara basarak yükseldiğimiz, onlara yaslanarak anıldığımızdır ve itibar gördüğümüzdür. Ardına ve adına sığındığımızdır. Onunla anlam kazandığımızdır. Onlar olmadığında itibarsızlaştırıldığımızdır, yok sayıldığımızdır, önemsenmediğimizdir. O sırtımızı yaslandığımız omuzladığımız, yüklendiğimiz yüktür aslında… O yük ki elde etmek için katlanılmadık zorluk, öpülmedik el, çekilmedik zorlukları aşılarak hem bizi hem zamanı tüketmiş ve kendisini biriktirmiştir; ismimizin, unvanımızın ve mal beyanımızın yanında…

Ve geçip giderken tüm bunlardan sıyrılırız, bırakırız bir köşede, orta yerde, terk ederiz ve gideriz… Düşünmeyiz ki, gideceğimiz yer bunlarla vize verir mi gitmemize?

Çünkü gideceğimiz yer kendi geçerli emtiasını ister bizden; tüketirken biriktireceğimiz bunlardır. Anlamını anında olmasa da zamanında geldiğinde göreceğimizdir. Bizi biz yapandır. Bizi hem bugünde hem yarında ve gideceğimiz yerde yüzümüzü ak eyleyendir. O nedenledir ki, yüz ak olması, hayatımızın, dünümüzün yarınımızın, ak ve aydınlık olmasıdır. Burada yaşarken ve gideceğimizde karşılanırken ve kabul görüp veya reddedilirken bizi karşılayacak olan birikimlerimizin tek tek ve topyekûn önümüze konulmasıdır.

Müstesna zamanlarda ve mutena mekânlarda, insan kendisiyle baş başa kaldığında, yüreğindeki küçük titreşimi tüm hücrelerinde derinden hissettiğinde tarif edemediği bir duygu yoğunluğunda erir ve susar…

Söz tükenir, fay hattı kırılır içinde, bütün eşyalar yıkılır ve yeni bir dünya kurulur, saf, temiz ve pırıl pırıl… İşte o asude yapı, iki cihanın yüz akıyla geçip gittiğimiz ve gidip kaldığımız dünya olur, yeter ki bu dünyanın cezbedici, alkışlayıcı, şaşalı ve kuşatıcı gölgelerinde keyiflenmek için ömür tüketmeyelim…

Bize emanet olan ömrü, emanet edenin çizdiği sınırlar içinde sürdürme eylemidir aslında alnımızın aklığı… Bunu gülün kokusu gibi bedenimize, tenimize, eylemimize gark edebildiğimizde olması gereken yolda yürüdüğümüzü fark ederiz.

YORUM YAP