reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Gönüller Sultanına Gönlümüzü Açabilmek

Yayınlanma Tarihi : Google News
Gönüller Sultanına Gönlümüzü Açabilmek

Bazı insanlar doğum ve ölüm arasında yaşar, bazıları ise asırlarca…

İnsanın fiziki bedeninin canlı bir organizma olarak yeryüzünde bulunuyor olması tartışmasız onun varlığına işarettir. Ama bazı insanların fiziki bedenleri, belirlenmiş olan ömürlerini tamamlayıp bu dünyayı terk etmesine rağmen onların isimlerinin, fikir ve tesirlerinin bu dünyada varlığının devam ettiğini görürüz. Dokundukları tertemiz yüreklerde, engin gönüllerde, dinleyen, anlayan, karşılık bulan zihinlerde ve gönüllerde zamana bağlı olmaksızın varlıklarını sürdürürler. Sözleri insanlara ışık olur yollarını aydınlatır; etkileri yürekleri kuşatır merhameti, saygıyı ve sevgiyi yayar sürekli…

Bir gönüle girmek, bir gönülde olmak ise en makbul olandır ve özlenendir. Gönül kırmak, gönülden uzak kalmak ise hiç arzu edilmeyendir. Çünkü gönül, iyi ve kötünün, sevgi ve nefretin kısacası bütün duyguların mekânıdır. Gönül; anlayış, duyuş, seziş gibi tüm yeteneklerin kaynağıdır. İnsanın manevi varlığının merkezidir, makamıdır gönül. İnanmanın ve kabulün, isyanın ve reddetmenin merkezi gönüldür yani kalptir.

O nedenledir ki kalp güçlü bir bağlılıkla iman nuru ile dolduğunda gönüldür, isyan ve reddetmenin direnişiyle gölgelendiğinde ise nefistir. Bu nedenledir ki gönül ulvi ve yüce duygulara, nefis ise dünyevi arzulara yönelir.

Gönlü temiz tutmak, gönlü sevginin ve aşkın makamı olacak kıvama getirmek, insanı yüceltir hep.

İrfan dünyasının öncü isimleri hep “gönül”e vurgu yaparlar. Mevlâna gönülden bahseder “Kâbe’yi sen binlerce kez yaya tavaf etsen /Bil ki kabul olunmaz tek gönül incitirsen”.  Yunus Emre gönülden dem vurur. “Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değil” der. Şemseddin Sivasî ise gönlü, sultanlar sultanının konaklayacağı bir makam yeri olarak görür. Hâliyle kalbin temizliği, kirden pastan, nefse hoş gelen her ne varsa ondan arınması gerekir. Arınmalı, pak olmalı ki Yunus Emre’nin dediği gibi “Gönül Çalap’ın tahtı”, makamın sahibi gönlün sultanına yakışır olsun.

O nedenledir ki esas olan kalp dediğimiz gönüldür. Her insan taşır onu. Ama her insan onun kıymetini bilir mi, bilinmez. Her insan kalbini, gönlünü temiz tutar mı, üzerine titrer, orayı pir ü pak eyler mi, bilinmez. Veya her bir insan karşısındaki insanın “Çalap’ın tahtı” olan gönlünü, şu veya bu sebeple, haklı veya haksız her ne nedenle olursa olsun, kırılmasına, incinmesine ne kadar dikkat eder, bilinmez. Zira yine Yunus Emre der ki “İki cihan bed-bahtı kim gönül yıkarısa” yani kim ki bir gönül yıkarsa, iki cihanda da bahtı kötü olur.

Bu şehirde beş asır önce yaşayan Şemseddin Sivasî Hazretleri yazdığı eserleriyle, verdiği nasihatleriyle insanları “gönül” hassasiyetine yöneltir. İyiliği, merhameti, dostluğu, sevgi ve saygıyı insanın hayat anlayışının ana omurgası, yaşam felsefesinin temel dinamikleri olarak görür. “Dil ile söylenenin kalp ile tasdik edilmesi” gereğinden hareketle “Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak /Padişah konmaz saraya hane ma’mur olmadan” der Şemseddin Sivasî. Bir mütefekkir olan ilim adamı mutasavvıf Şemseddin Sivasî’nin gönülle ilgili üç beytini onun türbesine uğrayan ziyaretçilerinin dikkatine sunmak üzere değerli hocam Prof. Dr. Recep Toparlı ile birlikte sadeleştirdik. Beyitler şöyle:

“Çıkar at gönlündeki kötülükleri ki gelsin oraya Allah

Tertemiz olmayan saraya, hiç gelir mi padişah”

Gönül dediğimiz saraya oranın sahibi, gönlün sultanı padişah, tahtın sahibi Çalap, gönül tertemiz olmazsa, ona layık bir şekilde kirden arındırılmazsa hiç gelir mi? Öyleyse kalbin sahibini ağırlayacağımız makamı tertemiz tutmak gerekir, asla ve asla kırmamak, incitmemek gerekir. Zira Şemseddin Sivasî’nin söylediği gibi “Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan /Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan”  Yine sadeleştirdiğimiz şekliyle,

“Ulaşamaz kimse Hakk’a, terk etmedikçe kötülükleri

Açılmaz hazineler, nur doldurmadıkça gönülleri”

Gönlü sultana açmak bir sevdadır, sevdanın ateşi ise yakıcıdır. Bu ateş sevda ile hemhâl olan gönülleri her iki cihanda aziz eyler, Hakk’ın sevdiği bir kul olmanın kapısını açar. Zira “Bir acep sevdaya düştüm tutuşup Şemsi /Hakk’a makbul olmak ister halka menfur olmadan”. Sadeleştirdiğimiz şekliyle ise

“Şemsî, yanarak güzel bir sevdaya kapılayım

Halkın nefretini almadan Hakk’ın sevdiği kul olayım”

Hakk’ın sevdiği kul olmayı nasip eylesin herkese Mevla…

YORUM YAP