reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Muhabbet Nazarıyla Bakabilmek

Yayınlanma Tarihi : Google News
Muhabbet Nazarıyla Bakabilmek

Belki birçoğumuz kulaklarımıza değen şu türküyü dinlerken içimizin bir yerlerinin ezildiğini hissederiz, belki tarifsiz bir duygunun etkisi içinde yüreğimize gömülürüz. Türkü sözüyle ve ezgisiyle içimize işler bir şekilde. Bizi bir yerlerimizden yakalar, düne, bugüne ve yarına dair onlarca önemsediğimiz her şeyin ötesine çeker; bizi baş başa bırakırcasına kendi yalnızlığımıza, tükenişimize ve yalınlığımıza sürükler. Aslında türkünün hüzün esintili müziği ve sözleridir bizi alıp götüren. O sözler ki öznesinde biz olduğumuzu çağrıştırır ruhumuzun derinliklerinde.

İşte o türkülerin birinde olduğu gibi. Bitmeyecek gibi sarıldığımız, nefsimizin tahrik ettiği şeylere ulaşmak için uğruna nice kavgalar verdiğimiz “ömür”dür, ömrümüzdür söz konusu olan. “Ömür dediği”miz ise nihayetinde “harcanıp” gitmektedir, tükenmektedir. Belki budur bizi etkileyen, yalnızlaştıran, kendi içimizde kaybolmamıza neden olan bir gerçekle yüz yüze gelmemizdir. Tükenen ömrün, harcanıp giden hayatın değişmez bir gerçeğini her yaşadığımız olayla her karşılaştığımızla durmaksızın ve tekraren yüzümüze söylenmesidir.

“Bir insan ömrünü neye vermeli / Harcanıp gidiyor ömür dediğin / Yolda kalan da bir yürüyen de bir / Harcanıp gidiyor ömür dediğin”

Ömür bitiyor nihayetinde ve ne yazık ki biz onu harcıyoruz bir şekilde. Harcadığımız ve adına ömür dediğimiz doğumla ölüm arasındaki bir yolculuk aslında. Öyle bir yolculuk ki, yolun uzunluğu, kısalığı, zorluğu ve kolaylığından öte yolcunun hâl ve hareketi ve bu yolculuğun nasıl sürdürüldüğü belki yolculuk süresince çok önem atfetse de yolun nihayetinde ne biriktirdiğimizle daha anlamlı bir vaziyet alıyor. Yolun nihayete erdiği gün “yolda yürüyen de, yolda kalan da” ömrün son saltanat makamı olan musalla taşında ve girdiği toprağın altında bir metre bezle eşitleniyor.

Eşitleniyoruz mezara girerken, bunu biliyoruz ve bunun onlarca örneğini neredeyse her gün yaşıyoruz.

O nedenledir ki, dünyanın şaşaa ve debdebesine kendisini kaptırmış insanları, bir musalla taşının önünde veya taze defnedilmiş bir mezar başında hiç değilse yılda bir kez olsun bir müddet durup düşünebilse keşke… Orada yatan kişinin hayatını bir filim şeridi gibi gözünün önünden geçirebilse veya empati yapıp bir gün orada kendinin olacağını tefekkür edebilse… Her şeyi bırakıp gideceğimize göre her şeyi elde etmek için amansız bir mücadele vermenin ne kadar da gereksiz olduğunu fark edebilir belki. Hırsı, kini, öfkeyi, kırmayı, dökmeyi ve muhatap olduğumuz insanları rencide etmenin ne kadar da anlamsız ne kadar da yersiz olduğunu fark ederiz sanırım.

Öyleyse bu toprakların mümtaz şahsiyetlerinden biri olan yol gösterici tavsiyeleriyle yaşadığı döneme de ve bugünlere de ışık tutan İsmail Hakkı Toprak hazretlerinin şu sözü sanırım her şeyi özetlemektedir. Der ki “Muhabbet nazarıyla bakan noksanlık görmez.”

Beş kelimelik bir söz ama bu veciz söz insanın kendisine ve tüm bir çevresine bakışının ölçüsünü ortaya koyan, huzuru, rahatı, mutluluğu ve hep beraber sevginin ve saygının hâkim olduğu bir atmosferde yaşamanın ana esasını ortaya koymaktadır. Bu beş kelimelik cümlede iki ana taraf vardır. İlki insanın kendisi diğer taraf ise karşısındaki insandan her canlıya, her olaya ve eşyaya yönelik her ne varsa onlardır. Bu iki taraf arasında ise öyle bir bağ vardır ki bu bağın yöntemi ve gücü her iki tarafı da yani insanın kendisini ve karşısında bulunanı sarsılmaz ve kucaklayıcı bir sıcaklıkla birbirine bağlamaktadır.

Söz, özet olarak insanın çevresine bakış tarzını belirlemektedir. Bu bakış her şeyi olumsuz şekilde tenkit etmek, yok saymak, kötülemek üzerine kurulu değildir. Zira bu tür bakış açısı negatif enerjiyi yayan, insanlar arasında huzuru bozan ve kamplaşmaya, karşısındakini kötülemek değildir. Hâlbuki insan muhakkak ki çevresinde cereyan eden olayları, gelişmeleri ve insanların olumsuz hâl ve hareketlerini eleştirmeli ve noksanlıkları göstermeli ve onların iyiye güzele yönelik olarak değişimin gerçekleşmesi yönünde görüşünü beyan etmelidir. Buna literatürümüzde yapıcı tenkit, olumlu eleştiri demekteyiz. Yıkıcı tenkit, yok sayıcı bakış açısı ise hayatı öncelikle insanın kendisini, sonrasında ise çevresini karamsar yapar.

Sevgiyle bakan göz, yürekten gelen bakış, kucaklayıcı duruş hayatı herkese ve her kesime yaşanılan bir dünya olarak inşa eder. Öyleyse İhramcızade’nin dediği gibi muhabbetle bakalım, noksanlıkları ortaya çıkarmak karşımızdaki küçük düşürmek, zayıflatmak ve kendi üstünlüğümüzü ve çıkarımızı sağlamak için bir söz, bir duruş içinde bulunmayalım. Bardağın boş tarafını değil, dolu tarafını, hayatın kötü tarafını değil, güzel tarafını görmek erdemdir. Güzel bakan güzel görür, güzel yaşar. “Muhabbet nazarıyla bakan da noksanlık görmez”

YORUM YAP