reklam
reklam
DOLAR 45,4007 % 0.09
EURO 53,3298 % -0.26
STERLIN 61,4574 % -0.5
FRANG 58,0943 % -0.38
ALTIN 6.814,06 % -1,34
BITCOIN 80.332,24 -1.815

Yaşamak Bu Kadar Zor mu?

Yayınlanma Tarihi :
Yaşamak Bu Kadar Zor mu?

İnsan, dünyaya gözünü ilk açtığında ağlar. Bu, tesadüf değildir. Sanki ruh, ten kafesine hapsedildiğini anladığı o ilk anda feryat eder. Yaşamak, daha ilk nefeste bir yükümlülüktür çünkü. Ciğerlerine dolan hava, bedel ister; her soluk, bir borç senedine atılan imza gibidir.

Zorluk, yaşamanın kendisinde değil, ona yüklediğimiz anlamdadır. Camus’nün Sisifos’u kayayı dağın tepesine taşırken lanetli değildi; lanet, kayanın tekrar aşağı yuvarlanacağını bildiği halde umut etmeye devam etmesiydi. Biz de her sabah aynı kayayı itiyoruz: geçim derdi, yarım kalmış sevdalar, yetişmeyen işler, bitmeyen beklentiler. Modern insanın trajedisi, kendi kurduğu düzenin çarkları arasında öğütülmesidir. Takvimler, saatler, kredi ekstreleri, bildirimler, hepsi, hayatı “yaşanır” kılmak için icat ettiği, sonra da kölesi olduğu aygıtlar oldu ne yazık ki…

Yaşamak zor, çünkü hatırlıyoruz. Nietzsche, “unutmayı bilmeyen insan mutsuzluğa mahkûmdur” der. Hafıza, geçmişin mezar bekçisidir. Zihnimiz, hiç gidilmemiş limanların ve hiç söylenmemiş elvedaların hayaletleriyle dolu bir müzedir. Hatırlamak, kabuk bağlamış yaraları tırnakla yoklamaktır bazen. Her gece yastığa başımızı koyduğumuzda, yapılmamış konuşmalar, söylenmemiş sözler, terk edilmiş şehirler zihnimizin koridorlarında dolaşır durur. Bir de hatırlamak yetmezmiş gibi, tahayyül ederiz onları. Korkularımızı projeksiyonla perdeye yansıtır sonra o gölgelerden ürkeriz.

Bir diğer zorluk ise şu olabilir: görünme arzusu. Günümüzde insan, başkasının bakışında var olmaya çalışıyor sürekli. Sosyal medyanın vitrin çağında, herkes bir yandan kendi biyografisini yazarken öbür yandan bu biyografiyi pazarlama uğraşı içinde hep. Acıyı bile güzelleştirmeye çalışarak paylaşıyoruz. Hüzünlerimiz, filtreli bir fotoğrafa indirgenince, sahiciliğini yitiriyor. Yalnızlık kalabalıklaştı. Herkes bağırıyor, kimse duymuyor. Yalnızlık, dijital bir gürültüye dönüştü. Vitrinlerde sergilenen pırıltılı hayatlar, ardındaki tozlu ve ıssız odaları gizlemeye yetmiyor. Artık başkalarının bakışları, varlığımızın tek ispatı haline geldi. Tolstoy’un dediği gibi, “tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: ya bir insan yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Bizim hikâyemiz ise üçüncü bir şekilde başlıyor: bir insan ekrana bakar ve kendini yabancı hisseder. Neden kendisi de öyle yapamadığını sorgular.

Peki, yaşamak sadece zorluklardan mı ibaret? Muhakkak ki değil.  Çevremizde işittiğimiz bir müzik parçası, gördüğümüz bir çocuğun gülüşü, Ankara’da bir akşamüstü göğe yayılan turuncu, insanı hayata bağlayan görünmez ipler gibi insanları farklı duyguların varlığına çağırıyor. Zorluk, anlamı dışlamaz; bilakis, onu doğurur ve yeni fırsatlar açmaya sevk eder. Karanlığı bilmeyen, ışığın kıymetini idrak edemez. Bazı yeisler bile, yaşama tutkusuna yeniden bağlanmaya yol açan güzergâhlar serer insanın önüne.

Belki de soruyu yanlış soruyoruz. “Yaşamak bu kadar zor mu?” değil, “kolay olsaydı, yaşamak yine yaşamak olur muydu?” Kırılganlık, fanilik, eksiklik hayatın olağan akışı içindeki insanın üstesinden geldiği engeller olagelmiştir hep… Bizi insan kılan şeyler bunlar. Mermer heykeller acı çekmez, ama yaşamazlar da. Rilke, “bırak her şey başına gelsin: güzellik ve dehşet” der. Çünkü ancak dehşeti göze alan, güzelliği hak eder.

Yaşamak zor, evet. Çünkü emanet bir bilinç taşıyoruz. Evrenin 13.8 milyar yıllık hikâyesinde, toz zerresinden biraz daha kalabalık bir bilinç. Bu bilinç, kendi sonluluğunun farkında olan tek madde parçası. Bu farkındalık, en büyük lanetimiz ve en büyük mucizemiz. Her akşam güneş batarken içimize çöken o açıklanamaz hüzün, belki de yıldızlara olan aidiyetimizin sızısıdır.

Yine de devam eder insan yaşamaya… Bir şiir dizesine, bir dostun sesine, belki de yarın yağacak yağmurun ihtimaline tutunarak. Zorluk, hayatın faturası değil, bedeli ödendiğinde alınan bilettir belki de… Ve o biletle, bu kederli ve muhteşem şenliğin içinde, bir süre daha mutluluk içinde eğlenebilir insanlar. Çünkü gitmek, kalmaktan daha zor gelir bazen. Çünkü insan, umut eden bir varlıktır. Ve umut, en çok da en karanlık gecede doğar insanın yüreğine.

Öyleyse yaşamak zor mu? Zor. Ama belki de zor olduğu için, bu kadar insani…

YORUM YAP