reklam
reklam
DOLAR 45,4028 % 0.09
EURO 53,3582 % -0.21
STERLIN 61,5119 % -0.4
FRANG 58,1432 % -0.3
ALTIN 6.852,75 % -0,78
BITCOIN 80.572,98 -0.692

Hâlden Anlayanın Hâli

Yayınlanma Tarihi :
Hâlden Anlayanın Hâli

İnsan, kendi sahilinde güneşlenirken, karşı kıyıda fırtınayla boğuşan gemiyi bir oyuncak sanır. “Ne var ki bunda?” der, “Alt tarafı biraz rüzgâr, biraz dalga…” Oysa o geminin içindekilerin çaresizliği ve korkusu gök kubbeyi titretmektedir. İşte budur insanoğlunun en büyük vebali: Başkasının yarasını merhemle değil, küçümseyen bir nazarla uzaktan seyretmek.

Mevlâna der ki; “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.” İnsanlar kendi meşguliyetleriyle uğraşırken, sessiz feryatları duymayı unuttu ne yazık ki. Başkasının yükünü pamuk sananlar, kendi konforunun sarhoşluğunda, başkasının cehennemini bir serinlik sanır. Ne zaman ki o yakıcı ateş döner dolaşır da kendi hanesine düşer, işte o vakit dünya dar gelir ona, gökyüzü üstüne çöker. O ana dek dilsiz olanlar, o gün dünyayı feryada boğar. Oysa ateş aynı ateştir; sadece dün komşuyu yakıyordu, bugün ise kendini…

Bir mumun yanışını seyretmek kolaydır da fitil olup o ateşi bağrında taşımak zordur. Uzaktan “Yanıyor ama ışık veriyor, ne güzel!” demek, kendini düşünen menfaatçi kişilerin yorum tarzıdır. Oysa mumun içindeki erimeyi, damla damla tükenişi görmesine rağmen yanan fitili değil kendini aydınlatan ışığı görür insan. Ancak sorumlulukları omuzlarına bindiğinde, dünya gaileleri boğazını sıktığında, çevresindekiler sadece dik duruşunu alkışlar. Kimse o dik duruşun ardındaki diz titremesini, o vakarın içindeki fırtınayı hissetmeyi düşünmez.

Karşılaşılan problemlerin algısı, kişinin kendi kalbinin genişliği kadardır. Kalbi dar olanın dünyası da dar olur; o daracık dünyada sadece kendi acısının büyüklüğünü görür. Başkasının acısına “geçer yahu” diyen dudaklar, sıra kendi parmağına bir diken battığında olayın vahametini anlar. Bu ne yaman bir çelişki, bu ne derin bir hüsrandır!

Söz gümüşse sükût altındır derler, fakat hâlden anlamak pırlantadır. Konuşmak, sadece aklın tercümanıdır; oysa sessizlik ve idrak, vicdanın lisanıdır. Bir insanın hüznüne “anlıyorum” demek ne kadar da kolay… Ama o hüzünle hemhâl olmak, onun karanlığına kendi fenerini yakıp girmek, işte asıl insanlık sorumluluğu buradadır.

Hâlden anlamak; kelimeleri bir kenara bırakıp, karşındakinin kalbindeki acıyı ve sızıyı kendi göğsünde duymaktır. O yükün pamuk olmadığını, aslında demirden, taştan ve hatta ateşten olduğunu görmektir. Günümüz insanı, başkalarının dertlerini sıradan bir vaka olarak görmeye alıştı ne yazık ki. Halbuki o vaka denen ve insanları çaresiz ve çözümsüz bırakan her hadise, düştüğü yürekte nasıl bir kuyu açtığını anlamak gerekmez mi? Zira her dert, bir imtihan; her imtihan, bir can yangınıdır.

Gerçek sorumluluk, sadece kendi yükümüzü taşımak değildir; kardeşimizin yükünün ağırlığını fark edebilme ve ona elinden geldiği kadar çözüm sunabilme basireti ve iradesidir. Eğer birinin omuzundaki yük bize hafif görünüyorsa ya biz çok uzağızdır ya da kalbimiz çok katılaşmıştır. Mevlâna’nın diliyle söyleyecek olursak; “Bir canın acısı senin canını yakmıyorsa, sen o canla bir değilsin.”

İnsan, acıda eşitlenmedikçe gerçek manada insan olamaz. Uzaktan bakınca her yük hafif, her dert masal, her gözyaşı sadece bir damla sudur. Başkasının ateşini uzaktan seyreden, gün gelir o ateşte tek başına kalır. Sorunlar, bizi ezmek için değil; içimizdeki o hamlığı yakıp kül etmek ve bizi gerçek bir “insan” kıvamına getirmek için gelir. Fakat bu yolda en büyük rehberimiz empati, en büyük ilacımız ise merhamettir; yapabilirsek eğer…

Birinin derdine ortak olurken “neden?” diye sormak yerine, “buradayım” diyebilmeli insan. Çünkü gün gelir, o pamuk gibi algıladığımız yük, bizim de yükümüz olur. Ve o gün gelmeden önce bir gönle dokunmuş olmanın huzuruyla yanmanın, çaresizliğin ne demek olduğunu anlamalı insan.

Hâlden anlayanın hâli anlaşılır ancak…

YORUM YAP