reklam
reklam
DOLAR 45,4028 % 0.09
EURO 53,3582 % -0.21
STERLIN 61,5119 % -0.4
FRANG 58,1432 % -0.3
ALTIN 6.852,75 % -0,78
BITCOIN 80.572,98 -0.692

Basın Sitesi Hatırası

Yayınlanma Tarihi :
Basın Sitesi Hatırası

Bugün kepçelerin altında yıkılışına şahit olduğum Basın Sitesi’nin önünden geçerken, insan bazen bir binanın sadece beton olmadığını daha iyi anlıyor. Çünkü bazı yapılar; duvarlarından çok, içinde biriken hatıralarla ayakta durur. Basın Sitesi de benim için öyleydi.

Belki bugün bu yazıyı okuyan gençlerin çoğu bilmez…
Basın Sitesi dediğimiz yer, ilk yıllarında Sivas’ın toptancı sebze haliydi.

O yıllarda ne bugünkü gibi her köşe başında bir zincir market vardı, ne “manav” kavramı böylesine değişmişti, ne de internet mağazacılığı hayatın merkezine oturmuştu. İnsanlar alışverişi tanıdıkları esnaftan yapar, pazarcının sesini duyar, meyvenin kokusunu hissederek alışveriş ederdi.

1984 yılında, rahmetli babamın “Gıda Pazarı” adıyla marketçiliğe başladığı yıllarda tanımıştım o sebze halini. Sabahın erken saatlerinde alınan kasalar, at arabalarına yüklenir; dükkâna taşınırdı. Sonra etiketler yazılır, teraziler kurulur, meyveyle sebze özenle paylaşılırdı. Bugün kulağa masal gibi gelen o yıllar, aslında emeğin ve alın terinin yıllarıydı.

1993 yılında dükkânımız kapandığında, sebze haliyle de yollarımız ayrılmıştı. Aradan yıllar geçti… Takvimler 2000 yılının Nisan ayını gösterdiğinde, aynı mekânla yeniden karşılaştım. Ama artık orası sebze hali değil, “Basın Sitesi” olmuştu.

Son derece saygın bir yerel gazete olan Yeni Ülke Gazetesi’nde köşe yazmaya başladığım günlerde, bir vesileyle yeniden girdiğim o bina artık başka bir kimliğe bürünmüştü. Rahmetli Hidayet Çolakoğlu yönetimindeki o gazetede kimler gelip geçmedi ki…

Nice yüzler tanıdık, nice hayatlara şahit olduk. Mürekkep kokusunun arasında memleket meseleleri konuşuldu, matbaa seslerinin arasında geceler sabaha bağlandı. Basın Sitesi, sadece gazetelerin çıktığı bir yer değildi; Sivas’ın hafızasının tutulduğu bir mekândı adeta.

Daha sonra ismi bu siteye verilen merhum gazeteci İsmail Güneş’in hatırası da o duvarların arasında yaşamaya devam etti. Şimdi o binanın yıkılıyor olması, içimizdeki hüznü biraz daha büyütüyor.

Elbette kabul etmek gerekir ki yapı olarak çok estetik bir bina değildi. O yılların teknik imkânlarıyla yapılmıştı. Sebze halinden, onlarca matbaa makinesinin çalıştığı bir tesise dönüşürken; mimari bir sanat eseri olamamıştı belki. Ama her yapının değeri yalnızca görüntüsüyle ölçülmez.

Avrupa’da böylesi mekânlar, özgün dokusu korunarak geleceğe miras bırakılıyor. Çünkü onlar bilir ki şehirlerin gerçek hafızası, sadece saraylarda ya da görkemli yapılarda değil; insanların emek verdiği, yaşadığı, anı biriktirdiği yerlerde saklıdır.

Bugün Basın Sitesi yıkılıyor olabilir…
Ama onun duvarları arasında kalan hatıralar, ne kepçeyle yıkılır ne de zamana teslim olur.

YORUM YAP