reklam
reklam
reklam

Yusuf ne yapsın?

Yayınlanma Tarihi :
Yusuf ne yapsın?

Afrika yerlileri, maymunları yakalamak için bir yöntem geliştirmişler. Bakmayın siz maymunların maymunluk yaptığına, Türkçemize yerleşen, “Maymun etti, maymuna çevirdi” vecizlerine.

Maymun zekiliği ile ün yapmış ama bir o kadar da ihtirasının kurbanı olacak kadar aptal bir hayvandır. Afrika yerlileri, ağaçlarda sadece maymunun elinin girebileceği kadar bir kovuk açar ve içine muz, erik, varsa yaz meyvalarından avakado, ananas, kış meyvelerinde de portakal, mandalin vb. yerleştirir ve uzak bir yere geçer avını seyretmeye başlarmış.

Maymun ağaca yaklaşır,  elini kovuğun içine sokar ve meyveyi yakalayınca çıkartmak ister, ancak elinin ancak girebildiği büyüklükteki delikte, avucunda sımsıkı tuttuğu meyveyi bırakmadığı için, elini kurtaramaz ve sonunda Afrika yerlisinin kurbanı olurmuş.

Bunu niye anlattım. Siyasette geldiğimiz noktada, bir şekilde ve kendi ölçeğinde gücü eline geçirdiğini düşünenlerin, artık av olmaktan başka bir sonuca gidemeyeceklerini göremeyecek kadar kör ve aptal olmaları da bir hayli düşündürücü. Ve geldiğimiz sonuç  sadece Yusuf..

Peki Yusuf kim?

Yusuf kim olabilir? Siz, ben, o… Hepimiz.. Hepimiz bir Yusuf’uz aslında.. Bir ülkede işler yolunda gitmiyorsa, önce yanlış yapanı değil, o yanlışa kimlerin göz yumduğunu sormak gerekir.

Bugün gündemden düşmeyen fon krizi de bize tam olarak bunu düşündürüyor: Para nereye gitti? Kim kazandı, kim kaybetti? Denetim mekanizmaları ne yaptı? Daha da önemlisi, bu düzenin kurulmasına ve sürdürülmesine kimler izin verdi? Elinde tuttuğu gücü bırakmamak adına, birilerinin deveyi hamuduyla götürmesine göz yummak, ağaç kovuğuna elinı sıkıştıran maymun gibi, gücü bırakmak istemeyişinden değil mi? Bırakmamak adına, denetim görevini yapmamak, bırakmamak adına birilerine göz yummak, bırakmamak adına, benim adamım, benim insanım gibi son derece vahşice bir çözüme, kısa yoldan ulaşmak..

Denetimsizlik cesareti, liyakatsizlik beceriksizliği, kayırmacılık ise hesap vermezliği büyütür. Sonunda faturayı, alın teriyle kazandığı üç kuruşu korumaya çalışan vatandaş ödüyor. Geldiğimiz onca yılın ardından, arkada kalan manzara bu işte…

Peki, Yusuf ne yapsın?

Diyelim ki Yusuf işini düzgün yapmaya çalışıyor. Kurallara uyuyor, vergisini ödüyor, borcunu zamanında kapatıyor. Çocuğunun geleceği için birikim yapıyor. Ama karşısına öyle bir düzen çıkıyor ki işini bilen değil, adamı olan yükseliyor; sorumluluk alan değil, sorumluluktan kaçmayı bilen koltuğunu koruyor.

Yusuf ne yapsın?

Hatası olmayanın da bedel ödediği, çalışanla kayırılanın aynı kefeye konulduğu bir düzende vatandaştan daha fazla sabır istemek ne kadar adil ki_

Asıl tehlike de burada başlıyor. Ekonomi yalnızca faizle, dövizle, borsa endeksleriyle ölçülmez. Ekonominin görünmeyen bir sermayesi daha vardır: Güven. O sermaye eridiğinde insanlar yatırım yapmaktan, üretmekten, hatta yarın için hayal kurmaktan vazgeçer.

Ve şimdi dönüp Sivas’a bakalım.

Bu şehrin insanı çalışkandır. Esnafı siftah yapmanın, sanayicisi çarkını döndürmenin, çiftçisi emeğinin karşılığını almanın derdindedir. Gençleri ise kendi memleketlerinde bir gelecek kurabilmenin peşindedir. Lakin, kamu bu şekilde mi döndürüyor çarkını.

Siz Sivas’ta bir şekilde gücü, parayı, makamı elinde tutanların, layıkıyla çalıştığını mı sanıyorsunuz ya da sanıyoruz? Kamu kaynakları, makamlar ve imkânlar kimsenin şahsi mülkü değildir. Bunlar birilerine, kim makam ve mevki sahiplerinin işbirlikçi şirketlerine, ulufe dağıtmak için değil, millete hizmet etmek için vardır.

Değil ya, değil..

Sivas’ta kimse çıkıpta “Yalan Rüzgarları” dizisinin Sivas ayağı olmadığından bahsedemez. Var işte bir iki vekil, siyasi, bürokrat. Ellerinden geldiğince dert dinliyorlar. Çözüm zor.

Sahi Yusuf ne yapsın? Fatura ödemekten başka?

Sağlıcakla kalın.

YORUM YAP