reklam
reklam

Bizim Günahımız Ne?

Yayınlanma Tarihi :
Bizim Günahımız Ne?

Ekonomi denildiğinde artık çoğumuzun aklına, grafikler, tablolar, faiz oranları ya da Merkez Bankası’nın açıklamaları gelmiyor.Aklımıza market geliyor.Pazar filesi geliyor.Kira geliyor.Elektrik faturası, doğalgaz faturası, çocukların okul masrafı geliyor.

Ve en önemlisi, ayın sonunu getiremeyen vatandaş geliyor. Bakmayın siz,  tevazu gösterip bazılarının acayip uçuyoruz hikayelerine. Öyle böyle değil,  Hakikaten bir acayip uçuyoruz.

Resmi rakamlara göre Temmuz ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75. Aylık artış ise yüzde 1,78 olarak gerçekleşti.Peki vatandaş ne hissediyor? İşte asıl mesele burada başlıyor.Çünkü enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi demek değil.Fiyatların daha yavaş artması demek.

Bunu vatandaşın anlayacağı dilden söyleyelim:

Geçen yıl 100 liraya aldığın ürün bugün 130 liraysa ve artık 140 liraya çıkıyorsa, “zam oranı düştü” demek o ürünü ucuzlatmıyor.Vatandaşın cebindeki para hâlâ aynı hızla eriyor.Bugün emekliye, asgari ücretliye, dar gelirliye “enflasyon düşüyor” dediğinizde karşılığında tek bir soru duyarsınız:”Peki benim hayatım neden ucuzlamıyor?”

Bu sorunun cevabı verilmeden ekonomi düzelmiş sayılmaz.Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir.

Ekonomi biraz da insanların ay sonunda cebinde ne kaldığıdır.

Bir baba çocuğunun istediği ayakkabıyı alamıyorsa, bir anne pazarda iki kilo meyveyi üç kere düşünüp öyle alıyorsa, emekli maaşını aldığı gün borçlarını kapatıp ayın geri kalanını hesaplayarak geçiriyorsa, orada ekonomi kitaplarda yazdığı kadar iyi değildir.

Üstelik mesele yalnızca bugünün fiyatları da değil. Kontrol ve denetimlerde de aksayan yerlerin gözden kaçırılması.

İnsanların geleceğe dair umudu da ekonomik göstergelerin en önemlilerinden biridir.Vatandaş artık “Bu ay nasıl geçineceğim?” sorusunun yanında, “Gelecek ay ne olacak?” dye de düşünüyor.

İşte en tehlikeli ekonomik durum budur.Belirsizlik.Çünkü insan geleceğini öngöremiyorsa yatırım yapmaz.Esnaf önünü göremiyorsa dükkânını büyütmez.Genç geleceğine güvenemiyorsa evlenmeyi erteler.Aile çocuk sahibi olmayı düşünürken bile hesap yapmak zorunda kalır.Ve toplum yavaş yavaş sadece parasını değil, geleceğe olan güvenini de kaybetmeye başlar.Bugün ekonominin en büyük ihtiyacı sadece enflasyonu düşürmek değil.Vatandaşın satın alma gücünü yeniden ayağa kaldırmak.

Üretenin kazanabildiği, çalışan insanın emeğinin karşılığını alabildiği, emeklinin pazara giderken korkmadığı, gençlerin “Bu ülkede benim de bir geleceğim var” diyebildiği bir ekonomik düzen kurmak.

Bunun yolu da yalnızca faiz oranlarından geçmiyor.

Üretimden geçiyor.Tarım politikalarından geçiyor.İsrafın önlenmesinden geçiyor.Adil gelir dağılımından geçiyor.Ve en önemlisi, vatandaşa güven veren bir ekonomik yönetimden geçiyor.Çünkü ekonomi rakamlarla anlatılır ama hayat rakamlarla yaşabmaz.

Hayat markette yaşanır.Pazarda yaşanır.Kira ödenirken yaşanır.Çocuğun okul masrafı hesaplanırken yaşanıyor.​

Emekli maaşı ayın sonuna yetmediğinde yaşanır. O yüzden ekonominin başarısını sadece tablolar değil, vatandaşın yüzü göstermelidir.

Vatandaşın yüzü gülmeye başladıysa ekonomi gerçekten düzeliyor demektir.Yok eğer hâlâ herkes aynı soruyu soruyorsa:

“Rakamlar düşüyor da, hayat neden ucuzlamıyor?”

Yazmaktan bıktık yahuuu…

YORUM YAP