reklam
reklam

Kusurları Onarmanın Erdemi

Yayınlanma Tarihi :
Kusurları Onarmanın Erdemi

İnsan, kendisini ne zaman kusursuz zannederse, kendi ruhunun kapısını o zaman içeriden kilitler. Çünkü kusursuzluk vehmi, insanın kendisine kurduğu en gösterişli hapishanedir. Orada aynalar çoğalır, fakat hakikat görünmez olur. Kişi kendi karar ve yaklaşımını kesin doğru olarak gördükçe; başkalarının hataları büyür, kendi zaafları küçülür vegörünmez olur. Bir müddet sonra insan, kendisini ölçü zannetmeye başlar. İnsan önce kendi eksikliğini görmezden gelir, ardından başkasının kusurunu görmeyi ve tespit etmeyi kendisine verilen bir hak sanır. İşte kibir, çoğu zaman böyle sessizce oluşur.

Oysa irfan, insana evvela kendi haddini bilmesini söyler. Haddini bilmek, insanın kendisini küçültmesi yahut kudretini inkâr etmesi değildir; nerede durduğunu, neyi bildiğini, neyi bilmediğini, hangi sözü söylemesi gerektiğini ve hangi hükümleri vermeye yetkin olup olmadığını bilmesidir. İnsan, kendi sınırını tanıdığı ölçüde gerçeğin genişliğini fark eder. Aczini gören gönül, küçülmez; aksine kendisini aşan ve büyüten bir âleme açılır.

Belki insanın bulunduğu ortamda yerini, konumu ve sınırını bilmesi de biraz böyledir. Her insan, tamamlanmayı bekleyen bir cümle gibi yaşar hayatın içinde. Kimi kelimesini erken bulur, kimi yıllarca arar; kimi kendi yarasını başkasının yarasında tanır, kimi de ömrünü başkalarının kusurunu saymakla geçirirken kendi eksik cümlesini hiç okuyamaz. Hâlbuki insanı insan yapan, kusursuz bir surete ulaşma arzusukadar, kendi kusurlarını onararak kemalin yolunu aramasıdır.

Kendi kusurunu görebilen insanın bakışı değişir. Başkasının öfkesinde yalnız öfkeyi görmez; o öfkenin ardında yıllardır taşınan bir yarayı sezebilir. Sert bir sözün gerisinde söylenememiş bir acı, kibirli bir tavrın altında incinmiş bir çocukluk, suskunluğun derininde uzun zaman saklanmış bir kırgınlık bulunabileceğini düşünür.

Bu sebeple insanı bir tek davranışıyla mahkûm etmek kadar, o davranışı görmezden gelmek de yanlıştır. Bir hata, insanın bütün hikâyesini kapsayacak kadar büyük değildir. İnsan düştüğü yerden yani kusurlarından ibaret olmadığı gibi, yükseldiği yerden ve sadece iyiliklerinden de ibaret değildir. Bugün iyiliğin içinde duran bir insan yarın savrulabilir; bugün yanılan bir insan yarın bambaşka bir istikamete yönelebilir. Birisi hakkında karar verirken bu ihtimali hatırda tutmak, adaletin yanında merhametin de sesini duymak elzemdir.

Geleneksel ahlakımızda “ayıbı örtmek” dediğimiz husus, hakikati ortadan kaldırmak değildir asla... İnsanı teşhir ederek küçültmek yerine, onu kendi kusurunu anlayacak ve yeniden ayağa kalkmasına ve düzelmesine imkân verecek bir dil kurmaktır. Çünkü bazı sözler vardır, yüksek sesle söylendiğinde insanın yarasını derinleştirir; gönülden söylendiğinde ise aynı yara için bir merhem olabilir.

Diğer bir yönüyle de kusur insanın insana muhtaçlığının işaretidir. Herkesin hayatında bir başkasının sabrına, duasına, anlayışına ve desteğine ihtiyaç duyduğu bir eşik vardır. Bugün yürüyen yarın sendeleyebilir. Bugün yol gösteren, yarın bir başkasının omuzuna dayanabilir. Bugün güçlü görünen, hayatın başka bir mevsiminde yardım bekleyen kişi hâline gelebilir. Hayat, insanları birbirlerinin aynası ve emaneti kılar. Kimi bize yüzümüzü gösterir, kimi yaramızı, kimi de henüz fark etmediğimiz bir eksiğimizi. Bu yüzden kusurlu insanlardan meydana gelen bir dünyada kusursuzluk aramak, insanı farkına varmadan merhametsizliğe götüren gizli bir kibirdir.

Kendi düşüşünü hatırlayan, düşene taş atmak yerine el uzatmanın kıymetini bilir. İnsan kendi hatasını, kusurunu ve eksikliği görmeye başladığında başkasını anlamaya başlar. İnsan kendisini tamamlanmış sandığı gün yürüyüşü sona erer. Kusurlarını kabul ettiği gün yol yeniden başlar. Çünkü hakikat, kusursuz olduğunu düşünenlerin önünde kapanan; haddini bilenlerin önünde derinleşen bir kapıdır.

YORUM YAP