İhtiyaçlarının Ablukasındaki İnsan - Sivas Olay Haber - Sivas Haber | Sivas Haberleri
SON DAKİKA

İhtiyaçlarının Ablukasındaki İnsan

Bu haber 28 Kasım 2022 - 0:16 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Aslolan insandır.

Her ne yapılıyorsa, her ne şekilde fikirler üretiliyorsa ve uygulamalar yapılmaya çalışılıyorsa, tüm bunların, kişinin bugününde ve geleceğinde daha kolay ve insanî olarak yaşayabilmesi için olmalıdır.

İnsanın yeryüzü coğrafyasında aslî ve fitrî ihtiyaçları dünden bugüne ve yarınlara esas itibariyle temelde aynı olmak üzere günün koşullarına göre değişiklikler gösterir sürekli. İnsan her şeyden önce yaşadığı mekâna, sağlığına ve yeterli düzeyde hayatını idame ettirecek maişet temine ihtiyaç duyar. Kişi bunları bireysel olarak çalışarak, üreterek ve ürettiğinin karşılığı olarak elde eder.

Öncelikli olarak insan her şeyden önce sağlığına, geçinmek için gelire, nitelikli bir mekân ve imkanlar içinde yaşamaya ihtiyaç duyar. Bunlar zamanın şartları ne olursa olsun gerekli asgari ve temel ihtiyaçlar olarak değişmezler. Temel ihtiyaçlarında dışında ise insan tabiatının, bedeni ve ruhi arzularının gereği olarak ihtiyaçları sınırsızdır. Her karşıladığı ihtiyaçtan sonra onun bir ötesini, bir fazlasını ve en önemlisi de daha konforlu ve güzelini, daha iyisini talep etmektedir, bu işin doğası gereği böyledir.

Nihayetinde ise sahip oldukları değil, sahip olmak istedikleri insanı tahrik eder.

Sahip olmadıkları insanı fakir ve yetersiz hissettirir.

Bu bir açgözlülük olmanın ötesinde, üreten ve arzulayan insanın, daha fazlasına olan iştiyakının ve sınırsız ihtiyaçlarının doğal tezahürüdür. O nedenledir ki insan, sahip olduklarının daha iyisine, daha güzeline ve daha konforlusuna sahip olmanın içgüdüsel tahrikiyle hayatını sürdürür hep. Ayrıca, içerisinde yaşadığı toplumun, etkisi altında kaldığı reklam ve empozelerin bitmek bilmeyen saldırılarının zihnen ve ruhen insanı tasallutu altına almasındandır. Yaşadığımız dünyada kişi kendisini bu tür etki alanlarından korumakta ne yazık ki zorlanmaktadır hatta farkında olmaksızın doğal kendi talebiymiş gibi sahiplenmektedir. İletişimin ve beraberinde pazarlama sektörünün kişilere ihtiyaç hissettirme yöntemleri son yüzyılın durdurulamaz hızıyla küçüğünden büyüğüne toplumun her kesimini kuşatmış ablukası altına almış durumdadır.

Son yüzyıl bunun en baskın dönemidir.

İçinde bulunduğumuz çağın başından itibaren bugünlere şehre, mekâna ve güzel yaşama dair kafa karışıklığı her kesim ve herkes tarafından farklı şekilde algılanmakta ve tanımlanmaktadır. Neyin güzel, neyin çirkin olduğu ise kişiye ve kişinin sosyal statüsüne göre değişkenlik arz etmektedir. Belki bu durum şahıslara ve toplumlara bağlı olarak değişkenliklerin farklılığı hayatımızda ve zihnimizde varlığını sürdürmesidir. Bu durum insanı ve topyekûn olarak topluma yaptığı etki ciddi şekilde birçok şeyi değiştirmektedir.

İletişimin hızla insanı her yönüyle kuşattığı günden beri ise şehirlerimizin neredeyse çoğunda, değerlerimizle çokta uyuşmayan dönüşümler yaşanmaktadır. Her geçen gün sosyal ilişkilerimiz ve çevreyle olan bağımız çözülüyor. Büyük şehirlerimiz bir yana, küçük şehirlerimizde hatta köylerimizde de artık bu çözülme baş göstermiş durumda. Bu çözülme öyle bir çözülmedir ki her yanımızı, tüm hücrelerimizi olumsuz etkilemektedir. Bizi doğallıktan ve evden koparan bir çözülmedir bu. Oysa doğal ve nitelikli mekânlarda yaşamak gayet tabii bir ihtiyaçtır.

Hayat hızlanmıştır, devinim akıl almaz sürattedir.

Günümüz insanı özellikle büyük ve kalabalık şehirlerde yaşayanlar, iş hayatından sosyal hayatlarına değin yoğun bir koşturmacanın içinde savrulmaktadırlar. Bir yerlere yetişmek için zamanını, emeğini ve ulaşımını bu koşturmacanın yıpratıcı etkisi altında sürdürmektedir insanlar ne yazık ki. Bu ruhsal yıpranmışlık insanlarda sükûnet içindeki rahat bir hayatı özlem olarak sürekli büyütmektedir.

O nedenledir ki kalabalık şehirlerin mukimi olan insanlar, alaborasına kapıldığı karmaşa ortamlarında daralmakta, bunalmakta ve kendilerini bir kıskaç altında hissetmektedirler. Kendilerini rahatlatacak mekânlara ve şehirlere karşı büyüyen bir özlemi taşırlar hep içlerinde ve hayallerinde…

Günümüz dünyası, kırsal alandan kentlere göçü tüm yönleriyle cazip hale getirdiği için, kişiler, özellikle kırsal kesimde yaşamanın zorluklarından bir an önce kurtulmayı ve tarım ve hayvancılık gibi ağırlıklı işlerde çalışmaktan kaçınmaktadırlar. Ve başta büyük kentler olmak üzere şehirlere farklı bahanelerle göç etmekte ve hayatlarını büyük şehirlerde idame ettirmenin çabası içerisine düşmektedirler. Günümüz koşullarında iş bulmanın tüm zorluğuyla beraber, tek bir gelirle, artan ve farklılaşan onlarca gideri karşılamak oldukça zor olduğu için, huzursuz ve mutsuz insan sayısı olabildiğince artmaktadır.

Refah artsa da, imkanlar çoğalsa da mutsuz insan yığınları ne yazık ki bu koşturmaca dünyasında kavuşmak istediği değil, arzulamadığı badirelere sürüklenmektedir.

 

İbrahim Yasak[email protected]