reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Karlı dağlar ne olur ne olur

Yayınlanma Tarihi : Google News
Karlı dağlar ne olur ne olur

Dünkü yazımda geçmişe özlemlerden söz ederken, empatinin türlü boyutlarını da vurgulamaya çalışmıştım. Sözün özünü, aşık böyle, sevgili böyle olmalı, demeye getirmiştim.
Elbette muhallebi çocukları da var:
“Koca çaydan geçilsin geleyim,
Koyun kuzu seçilsin geleyim” diyen âşıkımtrakları da gördük. Bunlar;
“Kış geldi firak açmadadır sineme yare
Vuslat yine mi kaldı güzel başka bahara” diyenlerin soyundan. Koca çayır geçit vermeyeceği günler olur amma, âşık dediğin geçit bulmazsa koca çaya atlar, suları yarar ve geçer. Sevgiliye kavuşmak için koyunun kuzunun seçilmesi beklenilir mi ya hu!
Kış şarkılarından hatırlamaya çalışıyorum:
“Dağları hep kar aldı, / Gülleri hep har aldı / Ecele borçlu kaldım, / Bir canım var yâr aldı.”
“Dereler buz bağladı / Avcılar diz bağladı / Beni bir gelin vurdu / Yaremi kız bağladı”
“Kar yağar kürek ister, / Meyveler direk ister / Nazlım hamamdan çıkmış/ Öpmeye yürek ister.”
Geliniz bu şarkı üzerinde de biraz duralım. Geçmiş günlere doğru gidelim:

Dağlar karla örtülmüştür. Yol vermiyor artık. Dereler donmuş. Şehirdeki karları kürekle temizlemeden yürümek mümkün değil. Böyle bir gün, hamamın kapısı açılıyor, yanakları al al olmuş nazlı yâr hamamdan çıkıyor. Uzaktan onun ter temiz kokusu hissedilir gibi. Al yanak dışarının soğuğundan bir kat dana allanmıştır. Böyle bir yanak öpülmez mi? Âşık koşacak öpecek ama, bir an duraklıyor.
“Ya naz ederse?”
“Ya gören olursa ne der?”
Âşık kendisini yüreksizlikle itham ediyor ve kendi kendinden utanıyor:
“Nazlım hamamdan çıkmış, / Öpmeye yürek ister.”
Geliniz bir manzaraya şehirden ve köyden bakalım.
Kış günü sevgilisine kavuşan âşık, bir daha ayrılmak istemiyor. Sevgilisi “Üşüdüm!” demiş mi dememiş mi bilmiyoruz ama bizim şehir âşığı sevgilisi üşür diye korkar, onu ısıtmak ister:
“Ateşlik eder sana bu sinemdeki dağım / Sert oldu hava çıkma kuyundan kuzucağım” der.
Bizim köylerde böyle “cağım , ceğim”li sözler yoktur. Köylü delikanlı aynı şeyi düşünse bile açık açık dobura dobur pat diye söyleyeceğini söyler:

“Dağa taşa kar yağar / Rüzgar vurur boynuma / Isıtayım ben seni / Gel gir yavrum konuma!”

Bir başka manzara açıyım istedim. Ama bu iş uzayacak. İnsan kışı arar mı? Arayan, kışa doyamayanlar da var.
“Gülüşerek o yollardan geçerdik kışın. / Nerde şimdi gönülleri yakan bakışın. /Ayrılırken ellerini o bırakışın. /Nerde şimdi gönülleri yakan bakışın” dizeleri var Bimen Şen’in hicaz şarkısında.
Onların geçtiği yollar her yerde olabilir. Belki de bu sabah camdan dışarı baktığımızda, bir genç kız ile yakışıklı delikanlının gülüşerek sokaktan geçtiğini gördük. Varsayalım ki delikanlı dört ay sonra askere gitti. Bu şarkı dilenden düşmese gerek.
Bir hicaz faslını dinlerken nereden nereye geldik. Fasıl bir hicaz türkü ile bitmekte:
“Yürü dilber yürü ömrümün varı / Eridi kalmadı dağların karı”
Bizim halk şairlerinden kendini karla özdeşleştirenler var.
“Şu dağın başında bir top kar idim / Yağmur yağdı, güneş vurdu eridim” diyeninden “
“Karlı dağlar ne olur ne olur / Asker ağam gelse yaralarım iy’olur” diyenine kadar yüzlerce örnek verebiliriz. Onları da Allah ömür verirse gelecek yılın Ocak ayına bırakalım.

Yukarıda bir bir dizeyi yazmıştım: “Gel gir yavrum konuma” Bu dize Necati Cumalı’nın bir şiirini hatırlattı:

“Uyandım kar aydınlığında
O küçük kasaba uykuda
Uykusuz bir sıra kavak
Hem gider hem dinlerim
Düş önüme yol göster derem benim
Kar mıhı atımın nallarında
Cebimde bir şişe konyak

Evlerinin avlusunda ayna nar
Sedirinde acı biber rengi bir kilim
Odan ıslak tahta kokar biraz da toprak
Gözlerim sana değer ısınır
Uzattım mı mangalına ellerimi
Her yanım tane tane mısır
Sanırdım patladı patlayacak

Sen sıcaktın yataklar sıcak
Pencerende aydınlık kar
Ateşim kömürüm esmerim benim
O günlerin tadı başka nerde var
Gençtik âşıktık deliydik
Seviştikçe ağardı karanlıklar
Bunca dağın karlarını erittik”

YORUM YAP