reklam
reklam
DOLAR 46,6600 % 0.12
EURO 53,1528 % 0.09
STERLIN 62,0951 % -0.01
FRANG 57,5952 % 0.14
ALTIN 6.130,13 % 1,67
BITCOIN 60.598,72 1.054

Keşkelerin “Neyse”lere Tamahı (II)

Yayınlanma Tarihi :
Keşkelerin “Neyse”lere Tamahı (II)

Kök saldığının dalgınlığında, “Vakit sandığından da geç!” yazan bir güneş saatinin önünde, kum saatine çöller doldurur ümit. Süre henüz işliyor, köstekli saat emanet ederek dijital saate anılarını ve saliselerini. Aramaya cüretin varsa eğer; bulmanın sabrını heybende hazır et vakit varken… Her ne kadar bulduğumuz şey aradığımızı unutturan bir yanılsamadan ibaret olsa da aradığınla bulduğun arasındaki mesafe, hayatın ta kendisi. Birbirimize cevap olmaya geldik kim bilir. Eksik olanı tamamlamaya ya da. İnsan sonsuz boşlukta yankılanan cevapsız bir soru nihayetinde.  Beden zarfının içerisindeki ruh mektubunu okuyabilmek mi, ne çare… Reçete: Cevaplarınız kendinize kalsın. Sorular mı? Bırakın, cevabınızı yanıtsız bıraksın.  Kıstasınız olmasın demiyoruz. Çizgiyi geçmeyiniz siz yine de! Sınırı ş’aşmayınız! İnanmanın tedavülünde; işaret fişeği gibi kalmayınız… Olur da kaybolursanız labirentinde denizlerin dağların, gece indiğinde yıldızların ve dolunayın haritalarına sığının… Güneş teskin etmek için bekliyor olacak köşe başında, en yüce dağların ardında…

Taştan ve sudan bu kürenin ve rotası belirsiz bir çağın tam ortasında; koordinat düzlemimizin sıfır noktasında, değişimin savruk rüzgârlarıyla savrulurken cevapların içimizde saklı olduğunu fark etmeli: Kendine sadakatin doğrulama noktası o denklem. Çünkü dışarıdaki her şey devinimde her dem.  Kabuk değiştiriyor, şekil değiştiriyor dünyamız gibi duygularımız. Oysa öz, yerinden kımıldamadan bizi bize çağırmayı sürdürüyor belki de. Ne zaman ki kalabalığın uğultusu susup iç sesimizin fısıltısı duyulur hâle geliyor, işte o zaman değişimin bize rağmen değil, bizimle birlikte aktığına şahitlik ediyoruz. Bir inat değil aksine dalga sesine karışan sükût misali, dünyaya tutunma biçimimizi anlamlandıran bir mihenk taşı askıda kalıyor. Ve bu taşın üzerine basarak yürüdükçe anlıyoruz ki, değişirken kaybolmamak ancak özümüzün gölgesini yanımızdan bir an bile ayırmamakla mümkün.

Belki de bu yüzden, keşkeler ne kadar gürültüyle konuşursa konuşsun, sonunda “neyse”nin alçak sesine sığınıyor insan. Çünkü hayat, yüksek sesle söylenen pişmanlıkları değil; içten fısıldanan kabulleri ciddiye alıyor. Kırıldığımız yerlerden ışık sızar derler ya; kadim bir ustalığın öğrettiği gibi, çatlaklarını altınla onaran porselen misali, insan da en çok kırıldığı yerden kıymetleniyor. Geriye dönüp bakınca anlarız ki kaçırdığımız sandığımız her şey, aslında bizi başka bir yere tam vaktinde ulaştırıyor. Yol, vardığımız yerle değil; yürürken taşıdığımız niyetle anlam kazanıyor. Ve insan, neyi neden yaşadığını nihayet kavradığında, keşkelerin yükünü yere bırakıyor; “neyse”yi bir vazgeçiş değil, çatlaklarını gizlemeden taşıyan bilgece bir teslimiyet olarak cebine koyup yoluna devam ediyor.

Ve yol uzadıkça anlıyoruz: Her durak bir son değil, her yavaşlayış bir geri kalış değil. Zaman, acele edenleri değil; fark edenleri hatırlıyor. İçimizde kırılmadan kalan yerler, tam da oralardan sızan ışıkla yolumuzu aydınlatıyor. İnsan, her şeye yetişemeyeceğini kabullendiği anda kendine yetişiyor aslında. Bundan böyle adımlar daha sakin, bakışlar daha derin… Çünkü öğreniyoruz ki hayat, cevapları biriktirenlere değil; sorularla yaşamayı göze alanlara kendini açıyor. Açılıyor kapılar… Bir bir… Kapıyı çalmak edeb; açılmasını beklemekse teslimiyet. Çünkü her kapı kulun vaktine değil, Hakk’ın hikmetine göre açılıyor.

Öyledir ya! İlâhî bir anlam ve amaç taşıyan, bu nedenle aklın dar ölçüleriyle sorgulanamayan tasavvufî ve kadim bir ifadede de söylendiği üzere:

Hikmetten sual olunmaz!

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.