reklam
reklam
reklam

Kırmızı Kart Bahane Olmasın

Yayınlanma Tarihi :
Kırmızı Kart Bahane Olmasın

Nereden başlayalım, ne söyleyelim, kime sitem edelim bilemiyoruz. Ümraniyespor maçı öyle karmaşık duygular yaşattı ki yenilginin üzüntüsü bir yana, artık yaşananlara tepki vermekte bile zorlanıyoruz. İşin en kötüsü de bu galiba. Maç öncesi kazanırız diyemiyoruz zaten, bir puana razı hâle gelmiştik ki kaybettik. Korkum o ki çok geçmeden o bir puanı bile mumla arayacağız. İstemesek de insanın aklına geliyor işte. Maçın büyük bir bölümünü 10 kişi oynamak elbette kolay değil ama bütün sorunları kırmızı karta bağlayıp işin içinden çıkamayız. Defansta Mehmet ve Turan varken Musah’ın tercih edilmesi başlı başına tartışılması gereken bir konu. Salih form tutmuşken kulübede beklemesi de öyle. Topa sahip olmak, orta sahada pas trafiğini yönetmek, geriden kısa paslarla çıkmak istiyorsun. İyi güzel de sahadaki takımın bu oyunu oynayabilecek bir görüntü vermesi gerekiyor. Kâğıt üzerinde oyun planı hazırlamak başka, onu sahaya yansıtmak bambaşka.Günümüz futbolunda tempo, ön alan baskısı, geçiş oyunları ve rakibin boşluklarını değerlendirmek çok daha belirleyici. Önemli olan, çalıştığın oyunun maçta karşılığını bulması. Bizim asıl sorgulamamız gereken de bu. Rakibin Ümraniyespor, son üç maçta 7 puan toplamış ve çıkış yakalamış bir takım. Üstelik puan tablosunda senin altında ve kazanması hâlinde seni geride bırakacak. Yani sıradan bir maça çıkmıyorsun. Böyle kritik bir karşılaşmada, sakatlıktan yeni dönen Kamil’in yaptığı hareketle kırmızı kart görmesi de kabul edilebilir değil. Pozisyonu hakemin takdirine bırakabilirsin, kararın tartışmalı olduğunu da söyleyebilirsin. Ancak sonuç değişmiyor: Takımını eksik bırakıyorsun ve arkadaşlarının işini zorlaştırıyorsun. Sonra Kamil’in üst liglerin oyuncusu olduğu söyleniyor ki gördük.Bazen en iyi hareket, o pozisyona hiç girmemektir. Hakem performanslarını da görmezden gelemeyiz. Tartışmalı kararlar, hatalı düdükler, maçın önüne geçen yönetimler. Bunları her hafta konuşuyorlar zaten. Ancak hakem hatalarını eleştirmek başka, kendi eksiklerimizi görmezden gelmek başka. Hakemin kararını doğru bulmak zorunda değilsin ama oyunun içinde kalmayı da bilmelisin. Faul olur, düdük gelmez; beklemediğin bir anda kart çıkar. Bunların hepsi futbolun içinde var. Sen de sahaya çıkarken bu ihtimalleri hesaba katacaksın. Profesyonel futbolcusun, bu işten para kazanıyorsun. O zaman biraz daha fazla oyun aklı, disiplin ve sorumluluk görmek istiyoruz. Kriz anlarında dağılan değil, oyunun içinde kalmayı başaran bir takım olmalısın. Ne yazık ki Sivasspor’da bu konuda ciddi eksik. Oyun sıkışınca çözüm üretemiyoruz, işler ters gidince reaksiyon gösteremiyoruz. Çoğu zaman maçın akışına kapılıp gidiyoruz. Sonra da dönüp neden kazanamadığımızı konuşuyoruz. Bir de Manaj meselesi var. Dışarıdan gördüğüm kadarıyla oyuncuyla hoca arasında ya da takımın içinde bir uyum sorunu yaşanıyor olabilir. Elbette işin iç yüzünü bilmiyoruz, bu yüzden kesin konuşmak doğru olmaz. Ancak sahadaki görüntüsü ve takım oyunuyla olan bağlantısı ister istemez soru işaretleri oluşturuyor. Manaj gol atıyor, umut oluyor. Zaten Sivasspor’un böyle kaliteli bir oyuncudan beklentisi de yüksek.Manaj’dan çok daha fazla verim alabileceğimiz ortada. Eğer arada bir iletişim veya uyum problemi varsa bunun üzeri örtülmemeli, bir an önce çözüm aranmalı. İsmet Hoca hakemi konuşsa, başka sorunlara dikkat çekse de bizim kendi içimizde çözmemiz gereken daha büyük meseleler var gibi görünüyor. Elbette hakem hataları maçın sonucunu etkileyebilir, 10 kişi kalmak da oyunun bütün dengesini değiştirebilir. Fakat bunların hiçbiri kadro tercihlerini, işlemeyen oyun planını, bireysel hataları ve sahaya yansımayan futbolu açıklamaya yetmiyor. Rakip baskı yaptığında ne yapıyoruz? Orta sahada topu nasıl tutuyoruz? Öne geçtiğimizde oyunu kontrol edebiliyor muyuz, geriye düştüğümüzde reaksiyon gösterebiliyor muyuz? Bunlara sahada cevap bulamıyorsak sürekli hakemleri, şanssızlığı veya eksik oyuncuları konuşmanın bir anlamı kalmıyor. Artık bahaneleri değil, sahada karşılığı olan bir futbolu konuşmak istiyoruz. Çünkü yiğidoların görmek istediği şey belli: Mücadele eden, ne oynadığını bilen ve sahada bir planı olan Sivasspor. İşin bir de kadro ve imkânlar tarafı var. Sermaye belli, tezgâhta bunlar var. Mevcut tabloya bakınca sezonun böyle inişli çıkışlı geçmesi çok da sürpriz olmayacak gibi duruyor. Bir maç kaybederiz, ardından peşpeşe berabere kalırız, beş haftada bir gelen galibiyete sevinir, sonra yine aynı tartışmaların içinde buluruz kendimizi. Bu döngü böyle devam eder gider. Radikal değişiklikler yapılırsa her şey düzelir mi? Açıkçası bundan da emin değilim. Elbette yanlışlar varsa müdahale edilmeli, gereken adımlar atılmalı. Ancak futbolun temel gerçeğini de unutmamak lazım: Futbolu iyi oyuncular oynar. Teknik direktör değişir, futbolcular gider, yenileri gelir. Fakat eldeki imkânlar, kadronun kalitesi ve takımın genel yapısı aynı kaldığı sürece sonuçların bir anda bambaşka olmasını beklemek hayalcilik olur. Yine de bu, mevcut hataları görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Kadronun sınırları olabilir ama eldeki oyunculardan en iyi verimi almak teknik heyetin işi.Kısacası mesele sadece kazanmak ya da kaybetmek değil. Sivasspor’un sahada ne oynadığını bilmek, mücadele ettiğini görmek ve yarına dair bir umut taşımak istiyoruz. Şu an en çok eksikliğini hissettiğimiz şey de bu. Yenilgiye üzülürüz, puan kaybına kızarız ama insanı asıl yoran, aynı sorunları tekrar tekrar izlemek ve bir türlü ilerleme görememek.

YORUM YAP