
Hayat denilen meşakkatli yolculukta, neleri elden kaçırdığımızın, nelerin kıymetini bilmediğimizin muhasebesini yapmak, her daim içimizi burkarak derin birhüzne sevk eder bizi.
Zamanın acımasız çarkında öğütülen, farkına varamadığımız her bir anın, her bir ilişkinin, her bir fırsatın, içimizi yakan bir acı olarak kalacağını unutmamak gerekir. Sahip olduğumuz nimetleri her ne kadar kendimiz içinkazanılmış hak gibi görsek de aynı çabayı sarf eden herkesin aynı şeylere sahip olmadığı da hayatın cilvelerinden biridir.İnsanoğlu sahip olduğu şeyleri muhakkak ki önemser ama ona gerekli değeri vermekte ve onunla yetinmekte aynı hassasiyeti göstermez genellikle. Bununla beraber gözü, hep elde edemediklerinde, gönlü hep uzanamadıklarında kalır. Oysa insan, elindekilerin başkalarının hayali olduğunu çoğu zaman fark edemez; ne büyük bir nimetin içinde yaşadığını, ancak kaybettiğinde anlar. Ne baht, ne nasip, ne de şükür gelir aklına…
Öyle ki çoğu zaman, insan elindeki pınarın berrak suyunu umursamadan, uzaklardaki vaha hayaliyle düşler kurar ama susuz kalır yine de. Ya da sırtındaki sağlam giysinin sıcaklığıyla yetinmez, vitrindeki albenili elbiseyi de almak ister. Ve insani olarak yanı başındaki sıcak bir tebessümü görmezden gelir, ulaşması zor olan birçok şeyin peşinden koşar durur. Ne yazık ki toplumun neredeyse her katmanında buna benzer öyle çok şeyler yaşanmakta ve arzulanmaktadır ki…
Hayatın cilvesi belki de bu… Herkes her istediğine her zaman kavuşamayabiliyor.
Nasip denen bir olgu var hayatta, insanın çok da elinde olmayan… Ama buna karşılık elinde olan bir şey var, o da şükür. Yani kıymet bilmek, razı olmak… İnsanca düşünmenin ve davranmanın en yüce erdemlerinden iki önemli kavramdırnasip ve şükür. Bu iki kavram, sadece sözlükten seçilmiş avunmak için söylenen sıradan birer kelime değil, insanı kemale erdiren, ruhu doyuran, kalbini huzura erdiren ve hayatta mutlu olmanın yolunu açan iki kutlu menzil, fark etmeve kabullenme noktası.
Nasip, ilahi takdirin bir lütfu olarak, hayatın çarkından kişiye düşen paydır. Kişinin her nefes alışı, her göz açışı, her adım atışı bile bir nasiptir. Ne bir adım önce erişilir, ne bir nefes sonraya kalır. Kimi insan, arzuladığını kolayca elde ederken; kimi de ulaşmak için her şeyini verse de eli boş kalır.
İnsanın nasibinde olan, en beklenmedik anda, en umulmadık yerden gelip bulur kişiyi. Bu husus, insana tevekkülü, haddini bilmeyi, haddi aşmamayı hatırlatır ve öğretir. Nasip, aynı zamanda bir teslimiyettir; kudreti sonsuz olanın iradesine boyun eğmektir. Zira kişi nice arayışlara düşer ve uğraşır da bazen aradığını bulamaz, nice kavgalar verir de sahip olmak istediğine ulaşamaz. Velhasıl nasip, kişiyi kendisinden de ötede bir gücün varlığına ikna eden, kadere olan inancını pekiştiren bir hakikattir neticede...
Şükür ise, nasibin meyvesidir, gönlün ibadeti, kalbin dilidir. Sahip olduklarının kıymetini bilmek, onlara minnettar olmaktan dolayı kişinin kendisini ifade tarzıdır. Bir damla suyun serinliğini, bir lokma ekmeğin lezzetini, bir dostun samimi sohbetini, bir ailenin sıcaklığını hissetmek ve tüm bunlar için yaratıcıya hamdetmek gibi teşekkür göstergesidir.İşte o vakit, kalpte öyle bir huzur yeşerir ki, dış dünyanın fırtınaları bile söküp atamaz onu. Şükür, insanı hırstan arındırır, tamahtan uzaklaştırır, gönlü zenginleştirir, huzurlu ve mutlu eder nihayetinde... Şükretmek, var olanlarla yetinmektirbir bakıma. Kişi şükürle karşılık gösterip kabullendiğinde, sahip olduğu sayısız nimeti görür, ruhu ferahlar, gönlü sükûnete erer.
Bu iki yüce erdem, nasip ve şükür, insanı insan kılan, onu nefsinin kışkırtıcı dürtülerden ayırıp huzura erdirenhasletlerdir. Zira insan kıymetini bilmediği şeylerleyetinmediğinde, sahip olamadıklarının ihtirasıyla kavrulur, geleceğin endişeleriyle yıpranır. Bu ise, ancak ve ancak derin bir karamsarlığa, ruhsal bir yorgunluğa yol açar. İnsan hayatın gelgitlerinde savrulmadan, sükûnetle yol almak istiyorsa, sahip olduğu değerlere kadirşinaslığını göstermeli, onları birer emanet gibi kabul ederek şükretmelidir.
Zira nasip inancı ve şükran duygusu insanı her türlü kederden, her türlü pişmanlıktan ve her türlü özlemden koruyan bir kalkandır aslında. O nedenledir ki insan sahip olduğu her zerrenin kıymetini bildikçe arzu ettiği her şeye kavuşmanın yollarına kavuşabilme imkânı daha da artacaktır.




