reklam
reklam
DOLAR 44,8815 % 0.04
EURO 52,8049 % -0.07
STERLIN 60,6353 % -0.14
FRANG 57,3270 % -0.15
ALTIN 6.915,99 % -0,72
BITCOIN 74.297,20 -1.636

Şaşırdık mı? Hayır!

Yayınlanma Tarihi :
Şaşırdık mı? Hayır!

Her maça yine aynı duyguyla bakıyoruz: “Belki bu kez vakit o vakittir” diyerek umutlanıyoruz. Hafta içi gelen bir galibiyet kıvılcımı ya da küçük bir işaret bile bizi yeniden heyecanlandırmaya yetiyor. Ama ne yazık ki bu umutların ömrü çoğu zaman iki saati bile bulmadan sahada eriyip gidiyor. Maç bitiyor, geriye yine bir hüsran hikâyesi kalıyor. Açık konuşmak gerekirse ben artık buna alıştım. En azından kendi adıma alıştım.

Keçiörengücü bu ligin derli toplu, ne oynadığını bilen ekiplerinden biri. Topa sahip olduklarında oyunun temposunu ayarlayabilen, pas trafiğini doğru kuran ve hem savunma hem hücum geçişlerini dengeli oynayan bir takım. Ligin tempolu ve disiplinli ekiplerinin başında geliyorlar. Nitekim ilk yarıda da bu özelliklerini sahaya net şekilde yansıttılar. İlk isabetli şutlarında golü bulmaları sürpriz olmadı; çünkü oyunun kontrolü büyük ölçüde onların ayağındaydı.Sivasspor cephesinde ise sahada adeta varlık gösteremeyen bir görüntü vardı. Pozisyon üretmeyi bir kenara bırakın, rakip ceza sahasına girmek bile ciddi bir mücadeleye dönüştü. Hücum hattının en önemli ismi Rey Manaj oyuna bir türlü dahil olamadı. Beklediği servisleri alamadı, sırtı dönük top tutup takımını ileri taşıyacağı o “tatlı sert” oyununu da sahaya yansıtamadı.Asıl problem ise hatlar arasındaki kopukluktu. Savunma bloğu ile orta saha arasındaki mesafe o kadar açıldı ki takım kompakt yapısını tamamen kaybetti. Bu kopukluk hücum organizasyonlarını da doğrudan etkiledi. Doğru düzgün kurgulanmış tek bir atak bile izleyemedik. Kanatlar ise yine alışıldık tabloyu sundu: Ne yapacağını bilemeyen, ileri geri koşmaktan başka bir üretkenlik ortaya koyamayan bir görüntü.İkinci yarıya gelindiğinde sahada biraz daha derli toplu görünmeye çalışan bir Sivasspor vardı. Kazanılan topları daha dikine oynama çabası göze çarptı. Geçiş oyununu hızlandırma isteği hissedildi. Ancak bu sezon adeta kronikleşen bir problem yine sahneye çıktı: şutların isabetsizliği. Ceza sahası çevresinden çekilen vuruşların çoğu ya çerçeveyi bulmadı ya da etkisiz kaldı. Kısacası tabelayı değiştirecek kalite bir türlü ortaya konamadı.Bu maçı uzun uzun konuşmaya gerek var mı, emin değilim. Sonuçta “görünen köy kılavuz istemez.” Geçen hafta zoraki gelen bir galibiyet, ondan önceki rezil futbol… Bu inişli çıkışlı grafikten sonra bu haftaki tablonun sürpriz olduğunu söylemek pek mümkün değil.

Belki de bu sezonu en sağlıklı şekilde bitirmenin yolu, artık her sonuca şaşırmamayı öğrenmekten geçiyor. Beklentiyi biraz aşağı çekmek, umutları havada bırakmamak ve sezonu mümkün olan en az hasarla tamamlamak… Sonrasında ise başımızı kaldırıp yeni sezonun hedeflerini daha gerçekçi bir zeminde belirlemek.Çünkü bazen futbolda en doğru hamle, yeni bir sezonun ilk düdüğünü beklemektir.

YORUM YAP