reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Siz hiç ateşböceği gördünüz mü?

Yayınlanma Tarihi : Google News
Siz hiç ateşböceği gördünüz mü?

Gecenin kör karanlığında bir ışık yanıp sönüyor ve bu ışıkları peş peşe yeni ışıklar izliyorsa, bilin ki ateş böceğini görmeye başladınız.
Önce kısa aralıklarla yanıp sönerler! Aslında o yanıp sönmeler ateş böceklerinin aşk sözcükleri gibidir. Her iki cinsin buluşmasını sağlarlar!
Doğanın muazzam bir ritmi vardır. her canlının kendisine has bir yaşam şekli!
Aynen insanlarda olduğu gibi! Her birey kendi yaşam tarzını kendi düşüncelerine göre belirlemek ister. Elbette bu yaşam tarzını çevre dürtükler, mahalle ve aile baskısı şekillendirmeye çalışır!
Sonuç olarak insan beyni bunun için vardır. Beynini kullanış biçimine göre yaşamını da şekillendirir.
Ateş böceği dedik ya bir de ateş böceğinden faydalanan ve O’nun gibi ışık saçmaya çalışan bir mahlukat vardır. Bazen karanlık içerisinde zıplayan bir kurbağanın da aynen ateş böceği gibi ışık yakıp söndürdüğüne şahit olursunuz.
Nedeni basittir(!)
Kurbağalar ateş böceklerini yerler. Çok yedikleri zaman onların içerisinde bulunan fosfor vücutlarında çoğaldığı için onlarda yanıp sönmeye başlarlar!
Görüyorsunuz değil mi? Ateş böceği yiyen ve onlar gibi yanıp sönmeye başlayan kurbağalar!
İnsan yaşamında da böyle değil mi?
Helal-haram ayrımı yapmadan tıksınana kadar yiyenler, fakirin-fukaranın hakkını gözetmeden yalayıp yutanlar!
Servetlerini artırırken işkembelerini genişletenler! etrafında bulunan her şeyi yakıp-yıkmayı sevenler!
Oysa hayat bir kelebeğin ışığı görene kadar sürdürdüğü yaşam kadar sınırlıdır. Onlar için ölüm ve yaşam arasında geçen 24 saatlik süre çok uzun gelebilir.
Bizim ömrümüz de doğuştan-ölüme kadar geçen süreçte hızlı avucumuzun içerisinden kayıp gitmez mi?
Ne kadar çabuk büyürüz!
Ne kadar çobuk hayatın içine gireriz!
Ne kadar çabuk yaşlanırız!
Aslında ne kadar çabuk ölürüz!
Bu fani dünya için çektiklerimize bir bakın! ateş böceği kadar aşkımızı anlatacak, kelebek gibi ışığa koşacak kadar zamanımız olmayabilir!
İnanın son dönemde hayatımda yaşadığım bazı safhalara tiksinerek bakıyorum.
Ne kadar luzumsuz insan biriktirmişim. Ne kadar luzumsuz insan için üzülmüşüm!
Hayatımda değer verdiğim insanlar için ne kadar az zaman ayırmışım!
İnsan yakın çevresinden birisinin ölümü ile yüzleştiği zaman bunu daha iyi anlıyor.
Sonra kendisine bakıp zamanı olup olmadığını sorgulamaya başlıyor.
Sahi bu yazıyı okuyanların zamanı var mı?
Veya şöyle sorayım! Hangimiz ne kadar zamanımız olduğunu biliyor?
Her gece uykuya dalarak aslında küçük ölümler yaşamıyor muyuz? O büyük gün gelip kapımızı çaldığımız zaman yaşayacağımız pişmanlıkları bir düşünün!
Nerede kalmıştık diye sorup? Geriye dönme şansımız hiç olmayacak!
Yaptığımız hataları düzültemeyeceğiz. Dünya için verdiğimiz savaşın aslında boşboş olduğunu göreceğiz. Gerçeklerle yüzleşeceğiz.
Tarzımı değiştirmeye başladım!
Ölmeden ölmek gerekmez mi? Ölüm ile sınırda yaşamak kardeş olmak en doğrusu değil mi?
Dünya malı için yaşamını şekillendiren, her işi mübah görüp insanları söğüşleyen, hırsızın,arsızın,uğursuzun size hiç bir faydası olmayacak!
Fitne, dedikodu için yaşayanların, değerlerinizi ayaklar altına alanların, maneviyatınıza el uzatanların da size faydadan çok zararı dokunacak!
Sürece bakıyorum!
Canımın parçası bir evladımı toprağa vermişim!
Bene doğuran annem varlık sebebim babam yıldız gibi kayıp gitmiş hayatımdan!
Birbirimize 20 yaşından sonra fazlaca vakit ayıramadığım kardeşimi toprağa vereli bir kaç hafta olmuş!
Süreç nasıl akıyor görüyorsunuz!
Bütün bu yazdıklarımla hepimiz karşı karşıya kalıyoruz. Sonra yaşamın bir yerinden dönüş yapıp bıraktığımız yerden yeniden başlıyoruz.
Çıkarttığımız ders nerede?
O aymazlar, o ahlaksızlar, o hırsızlar, o soysuzlar, başkalarının malını göz diken edepsizler hayatınızın kıyısında köşesinde durmuyorlar mı?
Üzülmeye devam etmiyor musunuz?
Dertlenmiyor musunuz?
Dertleşmiyor musunuz?
Ben hiç ateş böceği olamadım, ışığa koşan kelebelek gibi heyecanlanmadım!
Oysa o ışık için ölüme kanat açabiliyor!
Bakıyorum kurbağa faslında kalmışız. Başkalarının ışığını yiyerek ışık saçmaya taklit etmeye uğraşmışız.
Ben havlu attım!
Geriye kalan ömrümde onları görmeyeceğim, hayatımın içinde tutmayacağım.
Yol vereceğim!
Hayatımdan çıkartacağım!
Üzülmeyeceğim!
Benim için ederi kadar değeri olacaklar! Değerlerinden fazlasını onlardan alıp değerli olanların değerini katlayacağım!
Elimde kalanların değerini bileceğim, onlarla mutlu olacağım. Zaten hayat felsefem içerisinde olanlarla yetinmek her zaman birinci sırada yer almıştır. Kimsenin malında, mülkünde yaşam biçiminde gözüm olmamıştır.
Allah hepsine istediği kadar çok versin! Bana taşıyamayacağım hiç bir varlığı da mülkü de layık görmesin.
Benden O’ndan gelene razıyım. O da benzen razı olsun yeter!
Gerisi bomboş!
Götüreceğimiz yaşadığımız süre içerisinde yaptıklarımız ve bunların hesabı olacak!
Gerisini onlar düşünsün!
Ben ahir ömrümde yeterince düşündüm.
kimsenin yüreğine ve emeğine basmadan tırmanıp, koşarken de, tırmanırken de hayatı fark edip bu gücü verene şükretmek her zamanki gibi önceliğim olacak.
Hayat bir yarış, yakarış ve tırmanıştır.
Yarışmaya devam!
Yakarmaya ve niyaz etmeye ve dahi şükretmeye devam!
Yaşam merdivenlerini tırmanmaya devam!
işin sırrına gelince! Anladığımı yazıyorum:
Yılmamak, yıkılmamak, bıkmamak, umutsuzluğa kapılmamak ve asla vaz geçmemek!
Hem “son günümüzmüş” hem de “ilk günümüzmüş” gibi yaşamak elbette anlam kazanıyor.
Son günümüz çünkü ölüm denilen bir gerçek var.
Ama aynı zamanda ilk günümüz;
Hem dünya hem de sonrası!
Gerisi hepimize kalmış!

YORUM YAP