reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Yapay aşk olur mu?

Yayınlanma Tarihi : Google News
Yapay aşk olur mu?

Harflerin meyvalarla tanıtılmasından olsa gerek, hayal meyal hatırlıyorum. Ben de meyvelerin tadını hayvanlara benzetirdim. Örneğin elma inekse, armut mandaydı. Büyüyüp, damarlarıma deli kanlar yürüdükten sonra, türlü aşk hikayelerine, şiirlere kalbim pat çat ermeye başladıktan sonra, teşbihler tür değiştirdi. Artık kaşları yaya, kirpikleri oka, gözleri bademe, yanakları elmaya, burunları hokkaya, dudakları kiraza benzetiyor oldum. Güzeli güzele benzetiyordum.

İlle gözler, ille de gözler. Onları efsun bulutlarına sarıp sarmalayan hizmetçileri kirpikler ve kaşlardı. Bütün olarak bir çift bakışı ve edalarıyla aşk bağının kapısını aralayan güzeli göre bilmek imkanını bulursan yandın demekti.

Derler ki, kırk gün taban eti, bir gün av eti. Belki kırk kez geçtiğin sokakta, bir an pencereden silüetini bile görebilsen o gün şanslısın demekti.

Kimse ağzıma biber sürmeden hem muzur hem hınzır düşünceleri kişeleyeyim. Dün saçlarla ilgili Feride Hanım’ın gazellerinden örnekler vermiştim. Bugün mesajımı son cümleye saklayıp, ebrulardan söz edeyim:

Günümüzde ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su üstünde, toprak boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıt üzerine geçirilmesi yoluyla yapılan süsleme sanatı, diye tanımlanır.

Şiirlerimizde ise sevgilinin kaşlarına ebru adı verilmiş.  Eğer sevgilinin ebruları (kaşları) durup dururken çatılırsa, felaketim olurdu.

Bilirim ki, gözü, bakışları, kirpikleri ve kaşları, en etkili silahlarıydı. Kaş, yayını gerip gönlümü hedeflerken, kirpikleri, yan bakışı, gamzesi birlik olup binlerce oku hedefine gönderir. Ama yine de meçhul sevgilimle göz göze gelebilmek için ne yapmak istemezdim ki?

Şeyhülislam Yahyâ şöyle diyor:

“ Ol kemân-ebrû atın depretse cânım deprenür

Yüreğim oynar gözüm seğirir nişânım deprenür”

Günümüz diline şöyle çevirebilirim: “ O keman kaşlı atını kıpraştırsa içim kıpırdar / Yüreğim çarpar, gözüm seğirir, bana bir hal olur.”

İlk öğrendiğim türkülerden bini “Karadır kaşların ferman yazdırır” diye başlıyordu. Şiirimizde kaşlar âşığın bahtı gibi karadır.

Âşıklar sevgilinin hilâl kaşlarına düşkün olur. Arzu eden bana hak vermek için gözlemlesin:  Hilal kaş, üç günlük ay gibi olmalıdır.

Ayrıca, sevgilinin keman, ebru, kaşları kurulmuş yay gibidir. Cefa oklarını atıp aşığın kalbine 12’den vuracaktır.

Kaleme da benzetirler ki, sevgilinin kaşlarını. Kalem gibi siyah ve biçimlidir. Kirpikler gibi kaşlar da kudretten çekilmedir. Kudretten Zulfikar gibi çekilmiştir ki, canlar alsın.

Daha pek çok şeye benzetebilirsiniz, Şekilinden dolayı mihraba benzetirler. Âşık, sevgilisinin kaşlarını kıblegâh olarak görür.

İmam, sevgilinin gözleri ve kaşlarının hayalinden sarhoş olmuştur.  Namaz kıldırmak için mihraba geçince, hatırına, sevgilinin mihraba benzeyen kaşları gelir ve Kur’ân-ı Kerim’i yanlış okumaya başlar. Ahmet Paşa der ki:

“Mest olupdur çeşm ü ebrûnun hayâlinden imâm

K’okumaz mihrâbda bir harf-ı Kur’ânı dürüst”

Gür ve düzgün olmasından dolayı samura, şekil olarak (lâmelif) ve (ayın)’a benzetler olur. Tuğraya da benzetenlere rastladım:

Baki: “Emrine râm oldılar sultâni’i aşkun kâinat  / Kaşlarun tevki u tuğra çekdiler ahkâmına,” demiş.  (Dünya, aşk sultanının emrine itaat etti. Onun hükmüne senin kaşların tuğra çekti)

“Zülfün şeb-i Kadr oldı kaşın îd hilâli  / Vaslun dem-i îd oldı firâkun ramazândur”  diye yazan Fatih’e göre, ayrılığı ramazana benzeyen sevgilinin kaşları, bayram hilalidir. Ona kavuşmak da mutlulukların coşkuyla yaşandığı bayramın gelişidir.

Onlarca yüzlerce örnek vermek mümkün. Ancak son sözüm şudur: Bu duyguların milyonda birini, şimdi genç kızlarımızın, hanımlarımızın bin bir eziyetle yoldurup, palyaço gibi kalemle türlü boyalarla yüzlerine çizdirdikleri yapay kaşlar veremez. Cahilliğime bağışlayın bana vermiyor. Boyası bozulur ya da bulaşır diye dokunmam.

YORUM YAP