
Sendika kelimesini duyduğumuzda aklımıza ne gelmeli? Çalışanın hakkı mı? Alın teri mi? Emeğin karşılığını alması mı? Adalet mi?
Yoksa makam, mevki, siyasi güç, bürokratik nüfuz ve kurumlar üzerinde etkili olma mücadelesi mi?
şte bugün asıl sormamız gereken soru budur. Çünkü sendikalar, tarihin belirli bir döneminde çok haklı ve çok meşru bir ihtiyaçtan doğdu. İşçinin, memurun, çalışanın tek başına karşısında duramadığı güçlü yapılara karşı birlikte hareket edebilmesi, hakkını toplu biçimde savunabilmesi için kuruldular. Sendikanın özü; çalışanın hakkı, emeğin değeri, adil ücret, güvenli çalışma ortamı, İş güvencesi, özlük hakkı ve elbette insan onuruna yaraşır çalışma şartları.
Peki bugün? Sendikacılık gerçekten bu çizgide mi ilerliyor? Yoksa bazı sendikalar, zaman içerisinde kendi kuruluş amaçlarının çok ötesine geçerek çalışma hayatının dışındaki alanlarda güç mü devşirmeye başladı? Bu soruyu sormak sendika düşmanlığı değildir. Tam tersine, sendikacılığın gerçek anlamını savunmaktır.
Sendikanın merkezinde çalışan vardır. Öğretmenin sendikası varsa, merkezinde öğretmen olmalıdır. Memurun sendikası varsa, merkezinde memur olmalıdır. İşçinin sendikası varsa, merkezinde işçi olmalıdır. Sendika, üyelerinin haklarını korumak ve onların çalışma hayatındaki sorunlarına çözüm üretmek için vardır. Sendika bir siyasi parti değildir. Sendika bir kamu kurumu değildir. Sendika bir bürokratik güç merkezi değildir. Sendika, devletin kurumlarının üzerinde bir vesayet makamı hiç değildir. Sendika, demokratik toplum içerisinde çalışanların haklarını savunan bir mesleki ve sosyal örgütlenmedir.
Eğitim, sıradan bir sektör değildir. Bir ülkenin geleceğidir. Bir milletin hafızasıdır. Çocuğun karakterinin şekillendiği alandır. Öğretmen ise bu sistemin en önemli unsurlarından biridir. Dolayısıyla öğretmenin hakkını savunan sendikaya ihtiyaç vardır. Bunda hiçbir tartışma yoktur. Fakat eğitim sendikalarının görevi ile eğitim sisteminin yönetimi arasındaki sınır çok iyi çizilmelidir. Çünkü eğitim sisteminin merkezinde sendika değil, öğrenci vardır. Öğretmenin hakları önemlidir.
Ama öğrencinin kaliteli eğitim hakkı da en az öğretmenin özlük hakkı kadar önemlidir.
Bir eğitim sistemi, çalışanlarının haklarını korurken öğrencinin eğitim hakkını da koruyabiliyorsa başarılıdır.
İşte burada çok daha büyük bir meseleyle karşı karşıya kalırız: Liyakat. Bir öğretmenin yöneticiliğe atanmasında neye bakacağız? Mesleki başarısına mı? Bilgisine mi? Tecrübesine mi? Liderlik yeteneğine mi? Eğitim yönetimi konusundaki birikimine mi? Yoksa hangi sendikaya üye olduğuna mı? Bu sorunun cevabı nettir. Devletin makamları sendika kartıyla değil, liyakatle yönetilmelidir. Bir eğitim yöneticisinin başarısının ölçüsü sendikal aidiyeti olamaz. Bir öğretmenin kariyerinin önünü açan unsur sendikal yakınlık olamaz. Bir okul yöneticisinin makamını korumasının yolu herhangi bir örgütsel yapının desteği olamaz. Çünkü böyle bir düzen kurulursa, eğitim sisteminde adalet duygusu yara alır. Ve daha kötüsü, öğretmenler arasında şu düşünce oluşmaya başlar: “Başarılı olmak yetmiyor, doğru yerde durmak gerekiyor.” İşte bir devlet için bundan daha tehlikeli bir anlayış yoktur.
Okullar herhangi bir örgütün arka bahçesi değildir. Milli Eğitim Bakanlığı herhangi bir sendikanın etki alanı değildir. Kamu makamları da sendikal referans büroları hiç değildir. Devletin makamına oturan kişi, önce devlete ve millete karşı sorumludur. Sendikasına değil. Bugün eğitim alanındaki tartışmaların en önemli sorunlarından biri de budur.
Sendikalar eğitimden tamamen elini çekmemelidir. Çünkü öğretmenin hakkını savunmak zaten eğitim hayatının bir parçasıdır. Fakat sendikalar eğitim yönetiminin asli aktörü olmaktan çekilmelidir. Atama süreçleri liyakat esaslı olmalıdır. Yönetici görevlendirmeleri objektif kriterlere dayanmalıdır. Kariyer basamakları sendikal aidiyetten bağımsız olmalıdır. Eğitim politikaları bilimsel verilerle hazırlanmalıdır. Müfredat eğitim bilimcilerinin ve alan uzmanlarının katkısıyla oluşturulmalıdır. Kurum yönetiminde sendikal referans değil, başarı ve yeterlilik belirleyici olmalıdır. Kısacası sendika kendi asli görevine dönmelidir.




