
Göklerin kapısı; insanın, kendi içine doğru attığı derin, sessiz ve ürpertici adımlarla aralanır. İnsanoğlu, varlık sahnesine çıktığı günden beri hep bir arayışın girdabındadır; bir adın, bir makamın, bir rızkın ya da bir kalbin peşinde…
Görünürde her şey koşmakla, uğraşmakla, arzularını hep en ileriye yükseltmekle ilgili gibidir. Dünyanın baş döndürücü hızı, insanı hep bir sonraki ana yönlendirir; daha ileriye gitmeye, daha fazlasına sahip olmaya kışkırtır. Oysa insan, kollarını ne kadar açarsa açsın gökyüzünü kucaklayamaz. Kuşatmak istediği her dünya metaı elinden kayıp giderken, asıl hakikat başucunda, bir nefes kadar yakınında bekler. İnsan ona koşarak varamaz; çünkü hakikat, adımlarla ölçülecek mesafelerin ötesindedir. O, ancak durduğunda, durulup kendi içine döndüğünde kalbe düşen bir lütuftur. İşte Kurban Bayramı, insanın o beyhude koşuyu bıraktığı, dünyayı avuçlama ve daha fazlasına sahip olma hırsından vazgeçip teslimiyetin güvenli limanına sığındığı muazzam bir hatırlatma ve duraktır.
Kurban, kelime manasıyla ‘yaklaşma’ demektir. Ne var ki yakınlık; mekânla, yollarla ya da adımlarla izah edilebilecek bir olgu değildir. İnsan bazen yanı başındakine fersah fersah uzaktır da ötelerin ötesinden gelen bir sese ruhunu teslim edecek kadar yakındır. Bu bayram, İbrahimî bir sadakatin ve İsmailî bir teslimiyetin gölgesinde, insana bu yakınlığın sırrını anlama fırsatını önüne koyar. Bıçağın kemiğe dayandığı o dehşetli eşikte, ne bir babanın evladına duyduğu o muazzam sevgi ne de evladın can tatlılığı bir engel olmuştur. Onlar rızayı ve teslimiyeti gönül ikliminde kabullendiklerinde, kulun Yaratıcısına olan mesafesi yakınlaşmış olur. İnsan işte o vakit anlar: Hakikat, nefes nefese koşana değil; kalbini içtenliğiyle ve bütünüyle açıp bekleyene bahşedilir.
Bir şeyi feda edebilmek, ona sahip olmaktan çok daha büyük bir hürriyettir. Çünkü insan, ancak vazgeçebildiği şeyin efendisi, vazgeçemediği her şeyin ise kölesidir.
Günümüz insanı, modern zamanların labirentlerinde, her şeyi kontrol edebileceği yanılgısıyla malul… Çabalarsa her kapıyı açacağını, koşarsa her menzile varacağını sanıyor. Bayramın tekbirlere bürünen muazzam ve vakar dolu sessizliği ise anlayan yüreklere tam tersini hatırlatıyor gelişiyle: “Dur ve bak. Sana takdir edilen; sen yerinden kıpırdamasan da seni bulacak olan ilahi bir esintidir. Sen yalnızca samimiyetle kalbini temiz tut.”
Bayram sabahı kesilen kurbanlar, akıtılan kanlar ya da pay edilen etler, bu büyük hakikatin birer sembolünden ibarettir sadece. Asıl kurban; insanın kendi içindeki bencil, her şeyi mülk edinmek isteyen, hırslı ve aceleci dizginlemez nefis bineğini kurban edebilmesidir. İnsan hırsını kurban ettiğinde; o güne kadar nefes nefese peşinden koştuğu ama bir türlü yakalayamadığı iç huzurunun, yorulmadan, sadece durduğu yerde kalbine bir ihsan olarak bırakılacağına inanır ve şahit olur.
Bir kez daha erişme bahtiyarlığına ulaştığımız bu mübarek günler; paylaşılan her lokmada, birbirine tebessüm eden her samimi bakışta ve el açılıp yapılan her duada insana bu hesapsız lütfu hatırlatır. Bir yetimin yüzündeki tebessümde, bir yaşlının bükülmüş boynundaki içten teşekkürde saklı olan manevi haz, dünyevi hiçbir hırsla takas edilemez. O; dünya hırslarından elini eteğini çekenlerin, bölüşmeyi bilenlerin, benim demekten vazgeçip bizim diyenlerin gönüllerinde yeşerecek olan bir nimettir.
Durmanın ve durulmanın iklimi olan Kurban Bayramı’nda, sırtındaki ağır dünya yüklerini, yetiştirilmesi gereken işleri, kazanılması gereken hırsları bir kenara bırakmalı insan… Hakikatin koşarak değil, teslim olarak geleceğini fark etmeli. İnsana düşen, sadece kalbini bir kurban safiyetinde tutmak ve o ilahi rızaya layık bir duruş sergilemektir. Bilinir ki; en güzel nasipler, kulun beşerî çabasının bittiği, hayretinin ve teslimiyetinin başladığı o müstesna vakitlerde tecelli eder.
Bu deruni iklimin ruhlarımızı arındırmasını, bizleri hırslarımızın esaretinden kurtarıp teslimiyetin asil hürriyetine ulaştırmasını temenni ediyorum. Kurban Bayramımız; durup beklemeyi, bölüşerek çoğalmayı ve rızaya ram olmayı öğrendiğimiz yeni bir milat olsun.
Bayramınız mübarek, gönlünüz abat olsun.




