reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

“Dünyadan Ne Anladın?”

Yayınlanma Tarihi : Google News
“Dünyadan Ne Anladın?”

Yaşıyor olmak aslında imtihan olmaktır.

Zira bu dünyada bulunmanın bir nedeni de insanın elest meclisinde verdiği sözünde durup durmadığının, orada verdiği sözü yaşarken hayatına ne derecede uyguladığının sınanmasıdır. Bu sınanma, insanoğlunun yapıp ettikleri, yapması gerektiği halde yapmadıkları veya yanlış yaptıkları ve yaparken takındığı tavır ve uygulamaların her birisi, niyetiyle, amacıyla, uygulamasıyla ve sonucuyla ortaya çıkar. Öyleyse doğumla ölüm arasında çocukluk dönemindeki sorumluluk süreci hariç her bir eylemimiz her ne kadar kişisel bir hayat mücadelesi ve bir başarı hikâyesi olsa da aslında ve arkasında daha doğrusu özünde bu dünyadaki varlık nedenimizin amacına yönelik verdiğimiz cevaplarımızın bileşkesidir. Bu doğrultuda imtihandaki soruya karşı verdiğimiz her bir cevap doğruluğu ve yanlışlığına göre başarı ve başarısızlık hanemize yazılır. Öyleyse zaman zaman her birimizin dilimize pelesenk ettiğimiz bir söz gerçeğe dönüşür; işte o da: “hayat bir imtihandır.”

Zira imtihan olan dünyada ‘ömür’ dediğimiz süreyi onlarca uğraşla geçiriyor ve bu dünyada kullanım aracı olan ve onları kazanmak, onlarla yaşamak için tabir caizse canımızı dişimize takarak verdiğimiz çabayla elde ettiğimiz her ne var ise hepsini bırakıp geldiğimiz yere tekrar gidiyoruz. Giderken bu dünyaya ait olan tüm kazanımlarımızı burada bırakıyor sadece ve sadece elest meclisinde verdiğimiz söze karşılık biriktirdiğimiz olumlu ve olumsuz cevapları beraberimizde götürüyoruz. Bu konuyu anlamlı bir bakış açısıyla ifade eden bir anlatıda şöyledir: “Âşık Veysel’e sormuşlar. ‘Üstad, dünyadan ne anladın?’. Dünyayı kalp gözüyle gören o büyük söz ustası şöyle der bu soruya ‘Var say ki, pazar yerini dolaştım. Tüm dolaşmamın sonunda üç metre bez aldım ve gidiyorum. Gözünü açıyorsun ‘doğdu!…” diyorlar.  Gözünü kapatıyorsun ‘öldü!..’ diyorlar. İşte bu göz kırpışa ise ‘ömür’ diyorlar.”

Ömür, imtihan süresidir, başlar ve biter.

İbret almak, ders çıkarmak ise ne yazık ki arzu edildiği düzeyde değildir. Her gün musalla taşından kaldırdığımız onlarca insanın o cenaze töreninde bulunduğumuz kısa sürede, onların serencamını gözlerimizin önünden geçirip kendi adımıza ve nefisimize keşke ders çıkarabilsek. Ders çıkarıp hayatımızı keşke daha anlamlı amaçla yaşamaya gayret edebilsek… Belki kendi hayatımızda veya çevremizde yaşadığımız birçok olaya karşı takındığımız tavrımızın ne kadar da anlamsız olduğunu fark ederiz. Aslında yaşadığımız sıradan ikili ilişkilerimizden tutunda oturduğumuz sitede, yaşadığımız şehirde ve ülkemizde vuku bulmakta olan olaylara karşı sanırım kişisel çıkarımızı öncelememizin ne denli yersiz olduğunu fark edebiliriz. Yine büyük ve yıkıcı doğa olaylarının hayatı ve geleceği nasıl tarumar ettiğini görebiliriz.

Ve deprem…

Gördük ki arzın birkaç dakikalık sarsıntısı hayatı ve yerküre üzerindeki her şeyi altüst ediyor. İnsan hayatı bitiyor, şehrin hayatı bitiyor. Sarsılıyor ve yıkılıyoruz. İnsan ölüyor, şehir ölüyor. Hayat duruyor.

Yıkılan şehirler, ölen insanlar ve yarım kalan hikâyelerin yüreklere düşen ve dinmeyen acısı geride kalanları aylarca etkisi altına alıyor. Nedenini, niçinini, suçlusunu ve göre göre neden tedbir alınmadığını gibi art arda gelen binlerce soruya cevap arıyor geride kalanlar. Sorgulamak ve cevap aramak her ne kadar iyiye işaret olsa da bundan sonrasında bu tür olabilecek afetlere karşı bilinen ve öngörülen hangi tedbirler doğru şekilde alınabiliyor? Ya da insanlar bu yürek yakıcı ve yıkıcı afetten kendisine nasıl bir sonuç çıkarıyor?

Yılların emeğiyle ve kazancıyla kurduğumuz mekânlar insanoğluna nereye kadar eşlik edebiliyor ki? Kimisinin geniş ve konforlu daireleri kimisinin daracık ve köhnemiş evleri, o anın sarsıntısıyla yer ile yeksan oluyor. Her ikisini de dışarılara, çadırlara, konteynırlara atıyor. İnsan bir anda evsiz, yuvasız ve eşyasız kalabiliyor. Bir zamanlar övünülen o görkemli binalar da içerisine sığınılan daracık izbe ve köhne yapılarda birer enkaz olarak eşitleniyor.

Ömür, imtihanın süresi ise binalar ve şehirler bu imtihanın mekândır.

Hangi mekânda nasıl bir imtihanla bir ömür geçirmek ise insanın özgür iradesinin ve sağlıklı ve hakkaniyetli çalışmasının sonucuyla oluşur. Haliyle mekânda ömürde insanın imtihanıdır.

 

YORUM YAP