reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

Geçmişin Keşkeleri ve Geleceğin Kaygıları

Yayınlanma Tarihi : Google News
Geçmişin Keşkeleri ve Geleceğin Kaygıları

Belki farkında olamıyoruz ama geçmişin keşkeleri ve geleceğin kaygıları, sanırım hayatımızı etkisi altında bırakan iki ayrı insanî duygu…

Belki içerisinde yaşadığımız, bizi çepeçevre kuşatan bu dünyada, hâl ve hareketimizi kendi özgür irademizle yaptığımızı, kararlarımızı akl-ı selim ile düşünerek verdiğimizi sanıyor olabiliriz. Hâlbuki onların her birisi iç dünyamızın derinliklerinde, zihnimizin bir köşesinde kalan güdüsüyle “dünün keşkeleri” ve “geleceğin kaygıları”nın tasallutu altında şekilleniyor olabilir.

Aslında bizlerde, belki farkında olmadan o duyguların egemenliği altında bir ömür sürdürüyoruz. Her insan bu durumdan ne kadar sıyrılabilir, her iki duygunun kuşatıcı çemberini kırıp daha sağlıklı şekilde nasıl bir yol haritası çizebilir, bilmiyorum. Muhakkak ki insandan insana bu etkilerin baskın dozu farklılık arz edebilir, değişebilir veya yok derecesinde az olabilir. Kanaatim odur ki tamamen bunlardan bağımsız düşünebileceği ve hareket edebileceği söz konusu değildir. Zira dün arkamızdan gelmektedir ve yarın ise önümüzdedir; tahminlerimizin, umutlarımızın ve arzularımızın tahriklerinin etkisiyle “gelecek günlerin kaygısı” altındadır hep. Dünden tamamen kopmak nasıl mümkün değilse, yarın için beslediğimiz umutlarımızın, olası handikaplarının oluşturduğu kaygılarımızdan da azade olmak sanırım herhalde mümkün değildir. İnsan hayatını sürdürürken yapacağı her şeyi, hiçbir şekilde yanlış yapmak ve hatalı olsun diye yapmaz; hep iyi olsun, güzel olsun, yararına olsun diye yapar. Ama gel gör ki olay gerçekleşip üzerinden zaman geçince yapmış olduğu hareketin, vermiş olduğu kararın doğru olmadığını, farklı şekilde yapsa imiş daha iyi bir noktaya geleceğini düşünerek “keşke” yapmasaydım diye yorumlar. Yine aynı şekilde geleceği için vereceği kararlarda ise alternatifli yollardan tercih edeceğinin olumsuz olabileceği varsayımıyla bir yanlışlığa düşeceğinin, zarar göreceğinin endişesi çöker yüreğine.

Ömür bu…

Ve onlarca kararın ve ardarda yapılan işlerin içerisinde hızla tükeniyor bir şekilde…

Her birimiz geride bıraktığımız izlerle hayat yolculuğunun yorucu, meşakkatli kulvarında koşturuyoruz. Bizce çok uzun olduğunu sandığımız ancak ezel ve ebed arasında sadece kısacık bir mola miktarı kadar olan ömrümüzü farkında olmaksızın oldukça hızla tüketiyoruz. Bu böyle olacaktır, bunu biliyoruz. Biliyoruz ama her nedense çıplak gelip çıplak gideceğimiz, maddi olarak tüm kazanımlarımızı ardımızda bırakarak bu dünyayı terk edeceğimiz, yeryüzü coğrafyasındaki hayatımıza öylesine sımsıkı sarılıyoruz ki, sanki kalıcıyız, sanki nefsimizin arzu ettiği her şeye ulaşmak için her şeyimizi ama her şeyimizi, tüm enerjimizi vermeye yönelik bir uğraş içindeyiz..

Ama gel gör ki böyle değil bu dünya…

Karşılaşma ve ayrılışlarımızda birbirilerimize iyi temennilerde “sağlık”, “afiyet”, “mutluluk” ve “huzur” dileriz hep. Bu ve benzeri sözcüklerin bir insan için olmazsa olmaz iyi niyet temennileri olduğu kanısıyla söyleriz bunları; içten söylenmiş olsa da sıradanlaşmış ezbere sözcüklerimizle.  Aslında olması gereken ise bu ve benzeri kelimelerin insan ruhuna ve eylemine egemen olduğu, tüm hücrelerine sirayet ettiği bir ömür sürdürmek değil midir?

Böylesi bir ömrü yaşayabilmek için muhakkak ki ekonomik, barınma ve sosyal statü açısından birçok kazanıma ihtiyaç vardır. Dünyanın kurulduğu günden bugüne bu kazanımları elde etmek için mücadele veriyor insanlar. Ne yazık ki verilen mücadeleler çok arzu edilmeyen sonuçlar doğuran neredeyse “bir hayat mücadelesi” adı altında var olma savaşına dönüşüyor. Ve nefsin körüklediği doyumsuz arzuların tatmini için insanların giriştiği her teşebbüs bazen kendilerinin “keşke”lerini yaşamasına sebep oluyor; bazen ise diğer insanların hak ettiklerinin ellerinden kayıp gitmesine bir hak kaybı ve gaspına… İşte bu çatışma ne yazık ki hayatımızın neredeyse her aşamasında öylesine yoğun yaşanıyor ki, mutlu ve huzurlu olmak yerine kazanmak ile kaybetmek ve bunun insan psikolojisine yüklediği amansız travmaların rahatsızlığını hayatın bir çilesi olarak önümüze koyuyor. Ve insan dünkü yanılgılarından hareketle, önündeki günlerde kaybeden olmamak ve daha müreffeh bir hayata kavuşabilmenin kuşkulu sancısıyla gelecekte karşılaşacağı “kaygılar”ını yaşıyor sürekli…

Ve hayat dünün “keşkeler”i, ve geleceğin “kaygılar”ı arasında zihnimizi, kalbimizi ve nihayetinde ömrümüzü tasallutu altına alıp, bir mola miktarı konakladığımız bu yeryüzü coğrafyasında hızla ama hızla tükeniyor…

Yazmış olduğum bir yazı üzerine uzun süre birlikte mesai arkadaşlığı yaptığım saygıdeğer bir dostumun bana gönderdiği bir yorum mesajda dediği gibi benim de temennim şudur herkes için: “dilerim ki geçmişin keşkeleri, geleceğin kaygılarından uzak hayırlı sağlıklı uzun ömürler…”

 

YORUM YAP